Sert şu ya da bu soruları

Mustafa Kemal Atatürk bu konuda “Yöneticiler, iktidara saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir. Ulusa karşı olan görevlerini kötüye kullandıkları takdirde, şu ya da bu biçimde ulusal iradenin kendi haklarında vereceği kararla karşılaşırlar. Polis Adayları bu yazımda sizlere, Polislik Mülakat Soruları ve Cevapları 3 başlıklı ... yangını söndürmek daha zor bir hal alır. Sinirli bir insana da sert tepki verildiğinde bu onun daha çok gerilmesine yol açar. ... Ulusa karşı olan görevlerini kötüye kullandıkları takdirde, şu ya da bu biçimde ulusal iradenin kendi ... Ya da şu anki işinizden neden ayrılıyorsunuz olarak da bir benzeri karşınıza gelebilir. Bu tarz sorular tuzak gibidir. Olumsuz bir şey söylememeli ve çok dikkatli olmalısınız. Doğru: Bir hesap yöneticisi olarak son işim harikaydı. Süreç iyileştirmede ayda 20.000 dolar tasarruf sağlayan bir yan proje yaptım. Herhangi bir parti veya sosyal toplantı için bu veya şu soruların en iyi ve en komik 300'ü! Çılgın sorular içeren popüler listemizi deneyin ve sohbeti devam ettirin! Parti & İçme Oyunları 👇 Bu veya bu soru listesi. Başlamanız için en iyi “Bu veya Bu” sorularının listesi burada.: Bu ya da şu soru listesi (Bölüm 1) Sanatçı Gökhan Özoğuz, 'iktidarın ya da muhalefetin sanatçısı değilim' sözlerine İBB'ye verdiği konserin bilgileriyle yanıt veren Yeni Şafak muhabirine Twitter hesabından sert bir cevap verdi. Özoğuz yaptığı açıklamada, 'Kendiler gibi para karşılığı Vatansever olmayan insanları, lağım Medyanın içinde Sahte haberlerle kirletmeye çalışıyorlar.' Bu muhteşem soruları sorduğunuzda diğer oyuncular gülme krizine girecek ve doğruluk diyen kızarıp kalacak. Listemizde +18 ve cinsellik soruları 5. sorudan itibaren sizlerle. Doğruluk mu cesaret mi soruları gençlerin eğlenmesine yardımcı olur. Piyanist Fazıl Say, yeni kitabıyla ilgili röportaj verdiği Sözcü gazetesinin 'çarpıcı manşet tutkusu' nedeniyle kendisini hedef tahtasına koyduğunu belirterek tepki gösterdi. Fazıl Say, Bu manşeti okuyan biri bana küfrü basar. Sözcü bunu sıkça yaptı bana. Ve ben bir kaç kere çok sert şekilde uyardım. Kusura bakmayın kardeşim. 4) Değerli okurum, bu soru bana yanlışlıkla gelmiş. Bir yolunu bulup Allah'a sormalısın. Ya da ulemalara! 5) Absürtle uğraşmak absürttür. Yani saçma bir soruna verilecek her türlü yanıt da saçmadır. Nereden çıkarıyorsun 200 yıl önce spermler şu kadarmış ya da şimdi bu kadardır diye. Penis su deposu değil ki. Bir doğruluk mu cesaret mi soruları oyunu oynadığımızda ya da gerçek bir oyun kahramanı olduğunuzu göstermek için elinizin kuvvetli olması gerekir. Özellikle karşı cinsi etkilemek ve köşeye sıkıştırarak kendinizi göstermek istediğinizde Doğruluk Mu Cesaret Mi Soruları +18 imdadınıza yetişir. Oyunu kimlerle oynadığınız dan daha çok kimlerin elinden sorulacak ... “Soruları önceden göreyim, gel bir otel odasında buluşalım, aman beni sıkıştırma, gözünü seveyim şu konulara girme, iktidar cıss yapar aman dikkat et” gibi tehlikeler ve talepler olmadığından; Andrew beyamca gayet kendine güvenli ve bilgili şekilde oturttu karşı sandalyeye adamcağızları, sordu da sordu.

Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 1

2020.07.03 01:58 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 1

hep merak ediyorum amk hiç aklımdan çıkmıyor. leş gibi sigara kokuyor puşt nasıl yatılır altına..
kız kardeşim var 12 yaşında. hala kız.. daha bozmadılar da onu. onu kim gibecek acaba? babam gibi leş biri koymasa sevgi bari.
aldım karşıma konuştum ama. ergenliğe girmeden anlatmak lazım böyle şeyleri.. bak dedim arkaünü gibtirme kimseye, amdan ver vereceksen insan gibi. bacak kıllarının tıraşını falan ihmal etme. her zaman sexy ol dedim. sakso olayını şimdiden öğren dedim. şaşırdı biraz şok oldu açıkçası gitmiş anneme söylemiş. babam geldi gitarı kafama geçirdi. bayılmışım.. şimdi çıkmıyorum odadan.
geçen kızı tuttum kolundan çektim karşıma konuştum. dedim niye gidip yetiştiriyorsun konuştuklarımızı? abi ne biçim laflar onlar olur mu öyle şeyler ne ayıp söylüyorsun diyo. kes dedim, elbet sen de vereceksin.. yaşın geliyor. ben senin mutluluğun için uğraşıyorum dedim. bu ağlamaya başladı bağırarak. babam duymuş aşağıdan amk ekmek bıçağını almış geliyor oç nerden anladıysa. kapıyı kitledim giremedi annem yalvar yakar ikna etti de sakinleşti.
bak dedim senin yüzünden aile düzenimiz bozuldu, nifak tohumları ekiyorsun huzurumuza. bu hala ağlıyor.. kalk dedim çocuk olma. özür dilerim abi diyor hüngür hüngür ağlayarak. abi yüreği dayanır mı? gel dedim neşeni yerine getiriyim senin. açtım xhamsterı al dedim gezin biraz bu sitede. ben tetris oynuycam.
neyse akşam oldu. baktım aşağıdan garip garip sesler geliyor.. ulaa dedim akşam saat 9 bu saatte gibişe mi başladılar? sessizce bir iniyim dedim bir baktım salonun ışığı yanıyor amk, sesler de ordan geliyor. kapıya yaklaştım sessizce dinleyim derken birden babam açtı kapıyı amk terli de değildi. napıyorsun burda lan gavat? diyor. benim de boşluğuma denk geldi gibişiyorsunuz sandım dedim. yumruğu bir geçirdi oç burnum yarım saat kanadı.
1 saat sonra geldi yanıma. tuttu ensemden oğlum bak adam ol artık, sen ne biçim insansın? bir etrafına bak bir gariplik yok mu sende? diyor. dedim baba ne alakası var. bu da hayatın gerçeği değil mi. gavat mısın oğlum sen? diyor. pgibolojik destek almamı istiyorlarmış yine. en son 5 sene önce gidip bırakmıştım. oç pgibiyatr çıplak fotoğrafımı mutfağa astığımı duyunca cinsel sapkınlıkların var demişti. kocan seni iyi gibememiş deyip vurup kapıyı çıkmıştım. gerçi o olaydan sonra da 1 araba dayak yemiştim babamdan ama olsun verdiğim ayara değmişti. bir daha gibseler gitmem. gerçi gibseler giderim..
neyse bu olaylar üzerine 2 gün odadan çıkmadım. eti cin ve topkek tüketerek yaşadım. soran da olmadı oğlum aç mısın susuz musun? diye. annem bir kere geldi oğlum karnının durumu nasıl? diye. cappy içiyorum anne kapat kapıyı dedim. lafı gediğine oturttum oh olsun.. zulam bitince babama durumu bildirmek için aşağı kata indim. dedim baba eti cinlerim bitmiş. alırız amk alırız sesin çıkmasın yeter ki diyor.. çok fena ağlamaklı oldum. üvey evlat muamelesi görmekten bıktım artık dedim. adam ol o zaman diyor oç.. annemin 2004 kemer tatilindeki bikinili fotoğraflarını apartmanın girişine yeniden yapıştırıyım da görsün amcık. gerçi önceki yaptığımda kolumu kırmıştı ama olsun en azından o zaman ilgilenen oluyordu. hemşireler falan bu kez etekli olur belki.
şimdilik o planı sonraya bıraktım. neyse anlatmaya devam ediyim.. şükran teyze geldi kızıyla geçen öğlen oturmasına. sesleri duydum aşağıdan. kızı benim yaşlarımda ben 7 ye giderken 2. sınıftaydı yanlış hatırlamıyorsam. ben de ortalığı kolaçan ediyim biraz da dolaptan mandalina çalıyım diye indim aşağıya. babam ayısı da çarşıda.. neyse doldurdum zulayı geçerken sesimi duymuşlar. annem seslendi girdim odaya. bir merhaba desene şükran teyzengile diyor. şükran teyze nasılsın? dedi. şükran teyze camları silerken dikkat edin eteğiniz sıyrılıyor dedim. kadın nedense çok bozuldu.. kızı da mal mal bakıyor. annem defol diye bağırdı. zaten bu olaydan sonra tamamen karar verdim fotoğraf planını hayata geçirmeye.
o sırada kız kardeşim de okula hazırlanıyor. 5 e gidiyor kardeşim büyüdü artık, gelişiyor uzuvları.. ama nedense göğüsleri hala büyümedi. gittim dedim merve dedim senin göğüslerin çok küçük. abi git benle uğraşma diyor.. bir etek giymiş nerdeyse ayakkabasına kadar. kızım çek biraz şu eteği bu ne hal? başıma bela mı olacan? dedim. abi sen nasıl bir insansın utanıyorum senden diyor. herkes deli diyormuş arkamdan.. bak dedim verdiğim öğütlerin değerini ilerde anlıycaksın. daracık amını elin apaçilerine gibtirtmem senin dedim. anneme bağırdım dedim anne bu kızın eteğinin hali ne? çeksin biraz yukarı sınıfındaki erkekler insan değil mi? dedim. ay bu çocuk öldürecek beni salim bir gelseydi salim diyor. babama güveniyor amk. nedense kadınlar kendilerini bozan erkeklere gereğinden fazla güveniyorlar. ben olsam babamı aldatırdım.
geçtim üst katın dış kapısının önüne beklemeye başladım. merve nin okuldan çıkış saatine daha 3 saat vardı ama bir umut bekleyim dedim yine de. o sırada babam geldi köselesinin sesi 1 km den duyuluyor ayının. ben de dikkat çekmek için öksürme numarası yaptım. böyle zeki taraflarım vardır. akıllı numaralarla insanları ağıma düşürürüm. neyse oğlum dedi orda mısın? evet gelsene dedim. iyi niyetli tavrımdan cesaret almış olacak ki napıyorsun burda üşütme geç içeri dedi. kız kardeşimi bekliyorum baba dedim. aferin oğlum hep düşün kardeşini böyle, saçma sapan konuşma bida tamam mı? dedi, alnımı öptü. çok duygulandım lan. niye itlik yapıyorum pamuk gibi adama? dedim. tamam baba dedim hep koruycam kolluycam onu. aferin oğlum onun geleceği çok önemli bizim için dedi. ben de samimiyetten yüz buldum biraz açıkçası ''evet baba. biliyor musun bence ileride çok sexy bir kız olacak. erkekler peşinden koşar valla hep * '' dedim. dirseğini ağzıma geçirdi dişim kırılıyordu amk. gibtir git gözüm görmesin seni dedi.
not: ben babam olsam şükran teyzeyi taciz ederdim.
bu olay üzerine biraz düşündüm ve patates sevdiğime karar verdim. durum buyken hiçbir şey yapmadan oturmak beni rahatsız ediyordu. bizimkilere görünmeden evden çıktım ve şükran teyzelerin kapısını çaldım. mehmet amca açtı kapıyı.. niyetimi belli etmemek için patatesiniz var mı? dedim. böyle cinliklerim vardır benim. akıllı yanlarımı insanlara hissettirmeden kullanırım. annen mi istiyor evladım? dedi. sanane benim annemden oç dedim hamle yapmasına izin vermeden uzaklaştım. kapıyı kapatıp kitledim. fakat bu olay beni çok sinirlendirmişti. kız kardeşimin profilinden elayı bulup facebooktan onu dürttüm de neyseki biraz sinirim geçti. umarım mehmet amcayla bir daha karşılaşmayız.
not: mehmet amcam annemle niye bu kadar ilgili?
ertesi gün kız kardeşimin sınıf arkadaşı yelizin annesi geldi bize. duydum benim hakkım da konuşuyorlardı. yahu bu kadının benle ne alakası var? diye düşündüm ve alt kata inip yakından dinlemeye karar verdim. mesele şuymuş dinleyince siz de güleceksiniz; neymiş efendim neden yelizin facebook duvarına terbiyesiz videolar atıyomuşum. terbiyesiz video dediği de redtube dan çözünürlüğü iyi bir gay ferresi. doğum günüydü kızın düşündük kötülük mü ettik? neyse ezik annem binbir özür diliyor, dil döküyor falan. bence annem bunları kadının kocasından hoşlandığı için yapıyor. kadının kocası var mı bilmiyorum ama varsa kesin hoşlanıyordur annem. en son kadın hakkımda akli dengesi bozuk mu? falan diyecek oldu daldım içeri. benim evime neden etek giymeden geliyorsunuz? dedim. cevap hakkı tanımadan koşarak çıktım odama ve bir süre ağladım.
not: kadının kocası olsam şükran mehmet amcayı ellerdim.
olayın akşamında merve odama çıktı. kapı kitliydi tabi giremedi içeri.. böyle hınzırlıklarım vardır insanları tuzağıma düşürürüm. abi aç kapıyı diye bağırdı. fakat ona sütyen takmayan hiçbir kadının odama giremeyeceğini uygun bir dille belirttim. abi aç kapıyı diye bağırınca uyuyan babamı uyandıracağından korkup aldım içeri. abi neden arkadaşlarımı faceden ekliyosun? duvarlarına neden kötü şeyler atıyosun? dedi. daha çocuk olduğundan bu tip şeylerin önemini anlamayacağının farkındaydım. konuyu değiştirmek için biraz mitoz bölünmeden ve üslü sayılardan bahsetmeye çalıştım. fakat merve ısrarcı oldu ve aynı soruları birdaha sıraladı. merve bence göründüğünden daha olgun bir çocuk. yine de konuyu değiştirmek için çakmağın kibritten daha sonra bulunduğundan bahsettim. of senle uğraşılmaz gibilerinden bir laf edip uzaklaştı. merve zeki bir kız olsa da unutmamalı ki ben onun abisiyim ve daha çok görmüş geçirmişliğim var. bu tip laf cambazlıklarına gelmem. merve gidince kapıyı yeniden kitleyip babam uyanmadan uyuyo taklidi yapmaya başlamaya karar verdim.
not: merve olgun bir kız olsa da göğüsleri yeterince büyük değil bence.
ertesi sabah zil sesiyle uyandım. saate baktım daha 9 buçuktu. babam çoktan işe gitmiş, annem de daha uyanmamıştır diye düşündüm. merve de öğlenci olduğu için o saatlerde uyuyor çünkü göğüslerinin gelişmesi için uyku çok önemli. kapıyı ben açmaya karar verdim indim aşağıya. karşımda turuncu mont giymiş 2 adam vardı. günaydın dediler cevap vermedim. biz acr güvenlik hizmetlerinden geliyoruz binanızın güvenliği için... bir şeyler dedi tam hatırlamıyorum. bizim siyasetle işimiz olmaz deyip kapattım kapıyı. uykudan 1 kere uyanınca bir daha uyuyamıyorum. en iyisi annemin kalkmasını beklemek ve olayı ona anlatmaktı. başımıza bir şey gelebilirdi.. annem uyanana kadar merve'nin odasına gidip onu uyurken izlemeye karar verdim. fakat kapısı kilitliydi. sonra hatırladım 2 yıl önce odasına girip twilight posterini kilodumun içine sakladığımdan beri o kapıyı açık tutmuyordu. en iyisi apartmanın deposuna inip kirli kilotlar napıyor ona bakmaktı. depoya indim ve onları bir süre izledim. hareketsiz öylece duruyorlardı ve bu biraz can sıkıcıydı. olaya heyecan katmak için deponun anahtarını kapıcı dairesinin paspasından çalıp kendimi depoya kitledim. şimdi işler değişmişti..
not: hala bilmiyorlar o poster nerede..
eti cinli kahvaltımı yaptıktan sonra apartmanın önüne çıkmaya karar verdim. hava güzeldi ve komşu çocukları sokakta top oynuyorlardı. futboldan pek anlamam ama çocuklar mutlu olsun diye arada onlara katılıyorum. anneme çaktırmadan gizlice evden çıktım ve apartmanın çocukları ziya, levent, semih ve ercana katıldım. onlar beni herkesten çok seviyorlar bence.. bir kere bile oyunlarına almadıklarını görmedim. neyse kaleye geçtim ve yediğim bir golden dolayı ziya bana tepki gösterdi. ona büyük ablasının neden türbanlı olduğunu sordum. sanırım sorumu anlamamış olacak dik dik yüzüme baktı. eşeklik bendeydi ki kafama takılan bir soruyu 8 yaşında çocuğa soruyorum. duyarlı davranıp 2. kata firuze teyzelerin dairesine çıktım. kapıyı firuze teyze açtı ve sorumu bir kez de onun için tekrarladım. defol git oğlum sabah sabah arama belanı dedi. neden bu kadar sert çıktığını anlamadım? sanırım firuze teyzenin toplumla iletişime geçme, insanlarla bağ kurma konularında sıkıntıları var. bir kere ne sabahı saat 12 yi geçmişti.
not: bence babam geceleri firuze teyzeyi düşünüyor.
daha sonra akşama kadar odama çekilip inci sözlükte takıldım. akşam babam geldi ve yanıma çıkmaya, halimi hatrımı sormaya bile tenezzül etmedi. buna biraz içerlemiştim açıkçası.. onlar salondayken gizlice merve nin odasına gittim. kapıyı çaldım, aç kapıyı dedim. ne var? dedi annem portakal suyu yolladı dedim ve kapıyı açtırdım. böyle zekiliklerim vardır, insanlara aklımla çalımlar atarım sık sık. merve senle çok ciddi bir şey konuşmam lazım dedim. söyle abi? dedi bıkkın bir ifadeyle. vajinanın hala doğduğun günki kadar el değmemiş olmasından rahatsız değil misin? dedim. vajina ne abi? dedi. bacaklarının arasındaki tatmin bölgesi. orayı parmaklamalı ve artık kendine bir eş bulma vaktinin geldiğini anlamalısın dedim. içeri seslendi, babamı çağırdı. ne zamandır dayak yemiyordum. huurnun evladı anahtarlığıyla vurdu gözüme. siz yobazsınız, kim istemez kardeşinin kestaneyi çizdirmesini? dedim ve koşarak odama çıktım. gururum incinmişti.
not: kestane şekerinin şerbeti meniden yapılıyor olabilir.
yaklaşık 15 dakika sonra babam odama çıkıp kapımı tıklattı. önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? diye sordum. cevap veremeyince almadım içeri. sinirlenmiş olacak ki kendi annesine küfretmeye başladı. insan annesine küfredebilecek samimiyeti kendinde bulabilmeli bence. bu davranışı hoşuma gittiğinden aldım içeri. kolumdan tutarak yatağa fırlattı beni. neyse ki kemeri yoktu ve bu bu kez çok da ağır bir dayak yemeyeceğimin garantisiydi. bak eşek oğlum biz seninle ilgili bir karar aldık dedi. hiç tepki vermeden suratına baktım, devam etmesini bekliyordum. perşembe günü için randevu aldık pgibiyatra gönderiyoruz yeniden seni dedi. dayak yemeyeceğime sevinsem de pgibiyatr olayı hoşuma gitmemişti. baba dedim benim pgibiyatrla bir işim yok, bacak bacak üstüne atıp dikkatimi dağıtıyorlar dedim. kes gideceksin avradını gibtirme dedi.. babamın avradıma küfretmesi çok sinirlerimi bozuyor çünkü michelle rodriguez değerli bir kadın. iyi amk dedim gideriz. bu yapıcı yaklaşımım onu şımartmış olacak ki he adam ol gibilerinden atarlı bir laf etti. tam kapıya yönelmiş çıkıyordu ki, baba bir şeyi unutmuyor musun? dedim. neyi? diye sordu. önder açıkbaş soruma hala cevap vermedin dedim. avradıma bir kez daha küfür etti. işte bu biraz fazla olmuştu..
not: gideceğim pgibiyatrla önder açıkbaş'ın bir alakası olabilir. dikkatli olmam gerekiyor.
peynirli eticin kalanını yarın anlatmam gerektiğini söylüyor. elayla saat 4 için sözleşmiştik fakat balkona çıkmadı. nazlı halleri hoşuma gidiyor. yarın anlatmaya devam edicem. iyi ki beni anlayan arkadaşlarım var.
pgibiyatrı ziyaret edeceğim gün sabah erkenden uyandım. bir süre yorganı bacaklarımın arasına alarak ela'yı hayal ettikten sonra aşağı indim. babam kahvaltı yapıyordu yalnız başına. günaydın dedi cevap vermedim. baba kahvaltını neden kendin hazırlıyorsun? dedim. anneni yormak istemiyorum oğlum dedi. gece verdiği yok, sabah kahvaltıya kalkmıyor nasıl kadın bu baba? dedim. baktım ters ters bakıyor lafı değiştirmek için biraz friedrich engels'in ailenin, devletin ve özel mülkiyetin kökeni eserinden bahsettim. oğlum dedi bak sen kendinin farkında değilsin. normal değil bu hallerin seninle ilgili yıllardır çok endişeleniyoruz dedi. bugün ve bundan sonra ferhat beye gitmeyi ihmal etmiyceksin dedi. o kim? dedim pgibiyatrmış amk. oha amcık ağız pgibiyatr erkek mi bir de? diye bağırdım çatalı kafama fırlattı. fakat hızla çekilip çatalın buzdolabına çarpmasını sağladım. böyle zekiliklerim vardır. insanları beklenmeyen reflekslerimle şaşırtırım. ya baba pgibiyatr erkekse gitmem, erkekler benden hoşlanıyor, çok rahatsız oluyorum dedim. avradıma küfretti ve odama gitmemi söyledi. 3. kez avradıma küfretmesi sinirlerimi bozmuş olsa da canımın yanmaması için odama çıkmam gerekiyordu. odama çıkıp bizimkilerin uyanmasını bekledim.
not: merve nin memeleri en çok sabah 5-7 arasında gelişiyor bence. o yüzden uyuması lazım.
odadaki saat 9 buçuğu gösterirken babam evden çıktı. kapı sesinden anladım. böyle zekiliklerim var, insanlar benim farkında olmadığımı sandığı hareketleriyle kendilerini ele verirler bana karşı. merdivenleri parmak ucumda inerek merve nin odasına yöneldim. kapının önünde durdum ve biraz kapıyı seyrettim. her kapının farklı bir karakteri var bence. biliyorum ki merve nin kapısı bana karşı boş değil. bir kere gece su içmeye kalktığımda benle konuşmuştu çünkü. biraz bakıştıktan sonra kapıya vurdum ve uyanmasını söyledim. hiç ses seda gelmiyordu. mastürbasyon yapıyor olabileceğini düşünüp duyarlı bir abi olarak onu rahat bırakmam gerektiğini düşündüm. annemin odasına paldır küldür girip onu dürterek uyandırdım. ne var? dedi. emek ege ve özgür buzbaş'ın sunumuyla ''spor gecesi'' hafta içi her akşam 23:45'te ntvspor'da dedim. uyandı ve yüzünü yıkamaya gitti. ben de o sırada beklerken ne yapacağımı bilemediğimden enrique iglesias'tan hero parçasını mırıldandım. fakat sözlerini ve ezgisini bilmediğimi farkettim.
not: annem tuvalete sadece yüzünü yıkamaya girmiyor bence.
annem tuvaletten çıkınca merve'nin uyanıp uynamadığını sordu. odasında kendini tatmin ediyor dedim. annemin gözleri yuvalarından fırlıycaktı hemen koştu kapıya vurdu kızım dinleme abini diyor. sanki ona mastürbasyon yapmasını ben söyledim. her şeyi benden bilmeye bayılırlar. merve açtı kapıyı ne diyorsun anne sen? falan gibi bir şeyler dedi. nasıl becerdi bilmiyorum ama annemi mastürbasyon yapmadığına inandırmış ve kabak benim başıma patladı. merve çok zeki bir kız bence. ben ergenlik çağlarımda mastürbasyon yaparken hep yakalanırdım. babam bunun sebebinin ''kurtarın beni'' diye çığlık atmam olduğunu söylüyor ama bu konuda merve'nin kapısının parmağı olabilir bence. merve kalktı ve annemle kahvaltıyı hazırladılar. biraz çay yudumlamak biraz da merve'nin göğüslerinin gelişimini gözlemlemek için ben de oturdum masaya. abi ne bakıyorsun? dedi. muz yer misin? dedim. hayır diyor asdhfjıkewfewf anlamadı espriyi. merve yeterince zeki olmayabilir.
not: annem merve ve göğüslerini rahat bırakmalı artık.
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.06.15 21:35 snowieez Feanor ve Fingolfin Kimdir?

Feanor ve Fingolfin Kimdir?
En baştan uyarayım, biraz fazla uzun bir yazı. Feanor ve Fingolfin olmak üzere iki parta ayrılıyor. :D Bu ve Orta Dünya ile alakalı diğer yazılarım için uzun zaman önce açtığım bloğa bakabilirsiniz. İsteyenlere link; http://middle-earthh.blogspot.com/2015/02/feanor-ve-fingolfin.html

Feanor

Feanor

Feanor, Ağaçların Çağında Valinor’da Tirion kentinde doğmuştur. Babası Noldor’un Kralı Finwe, annesi ise Serinde Miriel’dir. Annesi Miriel, Feanor doğduktan hemen sonra ruhu bedeninden ayrılmıştır, çünkü bütün gücünü ve kudretini oğlu Feanor’a geçirmiştir. Böylece doğmuştur Noldor’un en kudretlisi, Valinor’un altın ışıkları içinde.. Diğer ismi (babasının verdiği isim), Curufinwe’dir.
Miriel doğumdan sonra bedeni kötü duruma gelince, Finwe Manwe’nin huzuruna çıkıp ondan nasihat istemiş, o da Miriel’i Lorien’de Irmo’nun bakımına vermiş ve orada uykuya dalmış Miriel. Bedeni uyur gözükmüş fakat ruhu bedeninden ayrılıp çoktan Mandos'un Salonlarına gitmiş ve bir daha hiç dönmemiş. Finwe bu duruma çok üzülmüş, sık sık Lorien’e onu ziyarete gitmiş fakat o bir daha hiç uyanmamış, bir süre sonrada Finwe bir daha Lorien’e gitmemiş. Sonra Finwe tüm sevgisini oğlu Feanor’a vermiş, Feanor’un içinde tutuşan gizli bir alev varmış gibi hızla büyümüş. Uzun boylu, güzel yüzlü, iradesi güçlü, gözleri delip geçercesine parlak, saçları kuzguni siyahmış; tüm hedeflerini hırsla ve yolundan dönmeden kovalamaktaymış.
O zamanlar ve sonrasında Noldor arasında aklı en kurnaz, eli en becerikli olan oymuş, Gençlik döneminde bilge Rumil’in eserini geliştirerek Eldar’ın sürekli kullanacağı harfleri tasarlamıştır. Ayrıca değerli taşların oldukları hallerden nasıl daha büyük ve daha parlak olabileceklerini ilk o keşfetmiş.

https://preview.redd.it/ojegavwik4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=21156a67a1266aa7ce75f0bd48b1ac0399d51581
Feanor daha sonraları, Noldor arasında Aule’nin en sevdiği Mahtar isimli ulu bir demircinin kızı olan Nerdanel ile evlenmiştir. Feanor ve Nerdanel’in yedi çocuğu olmuştur. Bunlar; Uzun Maedhros, sesi ülkenin ve denizlerin ötesinden duyulan güçlü şarkıcı Maglor, kumral Celegorm, esmer Caranthir, babasının el becerisinin çoğunu miras almış olan becerikli Curufin, huyları ve yüzleri birbirlerine benzeyen en küçükler olan ikiz Amrod ve Amras'tır.
Finwe, karısı Miriel’in ölümünden sonra tekrar evlenmiştir. İkinci eşi bir Vanyar Elfi olan İndis’tir. Finwe ile İndis’in daha sonraki günlerde; Finarfin ve Fingolfin isimli iki çocukları daha olmuştur. Kardeşler içerisinde dil ve el becerisinde en kudretlileri Feanor’du, ruhu bir alev gibi yanıyordu. Fingolfin ise en güçlü, en metin ve en cesur olanlarıydı. Finarfin ise en iyi, yüreği en bilge olandı.

https://preview.redd.it/tlyesnhjk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=4f32cf7f6c4a4ca6c812ce2c686cc80b72bb35b4
Feanor’un annesine düşkünlüğü yüzünden, İndis ve oğulları Fingolfin ve Finarfin’e kin duymaktaydı, içlerinde en çokta Fingolfin’i sevmezdi, çocukluklarında bile onlarla sürekli bir rekabet içindeydi. Sürekli başı dik gezerdi ve kendisini kardeşlerinden daha üstün görürdü ve belki de öyleydi, fakat böyle düşünmesi bile onun kalbini daha da köreltmekteydi…
Bütün bu olaylar gelişirken Melkor’un cezası sonuna geldi ve Mandos’un Zindan’larından çıkartılarak tekrar Manwe’nin huzuruna çıkartıldı. Bütün Valar ve Maiar ordalardı, Eldar’ın da çoğu oradaydı. Melkor affedildi ve Valmar sınırlarında yaşamasına izin verildi. Lakin Ulmo ve Tulkas ona aldanmadılar.
Feanor’un düşüncelerinde yeni bir fikir oluşmaktaydı. Ağaçların ışığının nasıl korunabileceğini düşündü uzun bir süre. Sonra uzun ve gizli bir işe girişti, tüm ilmini ve ince hünerlerini bir araya getirdi; her şeyin sonunda Silmaril’leri yarattı. Üç büyük mücevher şeklindeydiler. Arda Krallığında ona zarar verebilecek hiçbir güç yoktu. Feanor, Mücevherlerin iç ateşini Valinor Ağaçları’nın uyumlu ışığından yaratmıştı. Silmaril’ler böylece canlı varlıklar haline gelmişlerdi. Herkes Feanor’un eserlerinin önünde şaşkınlık içinde kaldı. Varda, Silmarilleri Kutsadı; içinde kötülük olan hiçbir kimse onlara el süremesin diye büyüledi. Feanor, taşları Valar’ın korumasına bırakmadı, çünkü onları o kadar çok seviyordu ki, kimselere güvenemezdi. Bu yüzden onları Tirion’da ki Hazine odasının derinliklerine kapattı, babası ve oğulları haricinde kimsenin görmesine izin vermedi.
https://preview.redd.it/m2ryv2vjk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=179407ad3b01f365d4918f32213df17e91eb8230
Feanor ve Silmariller

Feanor ve Silmariller

Melkor’da Feanor’un yarattığı Üç Taş’ı yakından izlemişti ve içinde onlara karşı bir istek ve hırs oluşmuştu. Melkor, Silmaril’leri istiyordu... Böylece işe koyuldu ve Valar’ı Eldar’a kötülemeye çalıştı, başlarda ufak yalanlarla, sonra ise büyük iftiralarla. Noldor’u hiç sevmedi ve onlara; Valar’ın onları Aman’a hapsettiğini ve Orta Dünya’yı onlardan esirgediklerini söylüyordu. Noldor bu sözlere pek aldırmasa da yine de etkilendi. Feanor’da duydu bu sözleri, içinde özgür olmak ve başka topraklara gitme hissi daha da ateşlendi. Dahası Melkor, Noldor’u da kendi içinde düşürmeye çalıştı, Feanor ile İndis’in oğullarının arasını açtı. Sonunda Melkor başarılı oldu ve Valinor’un parlak günlerinin sonunu getirdi; Feanor artık açık açık özgür olacağını, dış dünyaya, Orta Dünya’ya göç edeceğini ve eğer gelirlerse Noldor’u da esaretten kurtaracağını söylüyordu ve Valar’ın hükmüne karşı çıkıyordu. Fingolfin, Feanor’un kendini sanki bir kralmış gibi görmesinden rahatsız olmuş ve bu konuyu babası ile konuşmak için Tirion’un sarayına gitmiş, Feanor onu orada görmüş ve kendisini babasına kötülediğini düşünerek olaya girmiştir. Bu durum üzerine Fingolfin hiçbir kelime etmeden saraydan ayrılmıştır. Feanor onu takip edip dışarıda onu sıkıştırmış ve kılıcını çekip tehtid etmiştir. Bunun sonucunda Valar, Feanor’u huzurlarına çağırdı. Sonunda her şey açığa çıktı ve Melkor suçlandı, Tulkas derhal ayrılarak Melkor’u aramaya gitti. Lakin bu Feanor’un suçunu hafifletmedi. Feanor 12 yıllık bir sürgüne mahkum edildi. Bu sürgüne babası da onunla geldi. Ayrıca yedi çocuğu da onunla birlikte gitti. Bu süre içinde Fingolfin, Tirion’da ki Noldor’u yönetti.
Sürgün bitti ve Feanor ve maiyeti Formenos’a geri döndü. Bir süre sonra Melkor açık açık Formenos’a gelerek Feanor'la konuştu. Fakat Feanor onu evinden kovdu. Melkor bir süre kimselere gözükmedi. Valar dostluk için bir divan daha topladı ve bütün Eldar’ı çağırdı. Birçok kişi geldi, gelenler arasında Feanor ve Fingolfin’de vardı. Finwe, Formenos’da kalmıştı. Divan sırasında Fingolfin ve Feanor’a barışmaları emredildi ve Fingolfin, Feanor’un çizdiği yoldan gitmeye yemin etti. Bu divan sürerken Melkor, Ungoliant isimli bir başka güç ile iki ağaca saldırmış ve ışıklarını söndürmüştü. Haber Manwe’nin divanına ulaştı, inanılmaz bir kargaşa çıktı, Tulkas ve Orome hemen ayrıldılar. Ağaçların yanına gittiler, hemen arkalarında da birçok Eldar geliyordu fakat ışık sönmüştü, Melkor orada yoktu. Eldar ve Valar ağaçların yanındayken Melkor ve Ungoliant Formenos’a gittiler ve kapıları kırıp içeri girdiler, orada kral Finwe önlerine dikildi. Melkor tek bir hamlede Finwe’yi öldürüp cansız bedenini yere serdi. Ardından hızla hazine odasına gidip tüm hazineleri ve Silmariller’in olduğu sandığı da alarak kuzeye doğru kaçtılar oradan Helcaraxe geçitlerine gittiler ve Orta Dünya topraklarına girdiler. Formenos’taki olaylar bir yıldırım gibi ulaştı Valar'a ve Noldor’a. Feanor ve Fingolfin acı içinde ağladılar. Tam o sırada Feanor intikam için yemin etti ve her nereye giderse gitsin Melkor’u takip edeceğini ve Silmarilleri ondan alacağını söyledi.
…ve böylece başladı orta dünyaya yolculuk, Feanor Tirion meydanında konuştu ve halkının büyük bir kısmını ikna etti, Fingolfin de yemini üzerine, Feanor ile gideceğini açıkladı ve birçok Noldor yolculuğa çıktı, Finarfin ve onun isteğini dinleyen Noldor da gideceklerdi. Yolculuk başladı Alqualonde limanlarına vardılar orada Teleri’den yardım istediler, fakat Teleri yardım etmeyi reddetti. Feanor ve çocukları Teleriyle savaştı. Bu savaş ilerde “Kardeş Katliamı” olarak adlandırıldı. Fakat Fingolfin geriden geldiği için savaşmadı. Bu savaşın sonunda Mandos gökte belirdi ve hükmünü açıkladı; Noldor lanetlemişti, bu yolculuk onların sonu olacaktı. Fakat Feanor vazgeçmedi gemileri aldı, Fingolfin’de devam etmek zorundaydı. Fakat Finarfin ve halkı gitmekten vazgeçtiler ve Tirion’a geri döndüler. Feanor limandan gemilerle Ayrıldı fakat Fingolfin’e ve halkına ihanet etti ve onları gemilere aldırmadı. Fingolfin Feanor’a kızdı ve ne olursa olsun dönmeyeceklerini açıkladı ve Helcaraxe geçidine yöneldiler, bir çok Noldor öldü.
Feanor, Beleriand’a girdi ve savaş için hazırlandı, Angband’a öncüler yollayıp gözetletti. Ve Noldor’un Beleriand’daki ilk savaşı başladı, bu savaşa “Dagor-nuin-giliath” anlamı ise “Yıldızların Altındaki Savaş”tır. Elfler büyük bir zafer kazandılar,savaşın bitmesine yakın Feanor, hırslanıp yanında birkaç arkadaşı ile birlikte Angband'ın kapısına kadar at sürmüştür, pusuda yatmış olan Balrog’lar bir anda ortaya çıkarak grubu çember içine almıştır, uzun süre mücadele eden Feanor en sonunda aldığı yaraların sonucunda zayıf düşmüş ve bedeni Balrogların efendisi Gothmog tarafından yere çarpılmıştır, tam bu sırada yetişen oğulları babalarının yardımına gelmiş onu kurtarmışlardır, ama en büyük oğul Maedhros, Morgoth'a esir düşmüştür. Geri dönüş yolunda Feanor öleceğini anlayıp oğullarına durmalarını emretmiştir. Son sözleri ise, ne olursa olsun Morgoth’un peşini bırakmamaları ve ne pahasına olursa olsun Silmarilleri geri almaları üzerine olmuştur.
Feanor acı içinde ölmüştür, ruhunun alevi oracıkta bedenini küle çevirmiştir. Geriye ise hiçbir şey kalmamıştır. Noldor’un en kudretlisi de Arda topraklarına böylece veda etmiştir…

https://preview.redd.it/yibvltdqk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=af62b196aceb14ab414a3aa4a93a6069915b6edc
Feanor iyi-kötü bir çok şey yapmıştır, Feanor olmasaydı Eldar'ın en güçlü halkı Noldor'un tarihi, hatta Orta Dünya'nın tarihi bu kadar uzun olmazdı... Her şey bittiğinde Eldar kulaklarında Feanor'un sözleri hep çınladı ve kararan Valinor'un simgesi hiç kaybolmadı gözlerinden. İşte Feanor'un binlerce yıl geçmesine rağmen hafızalardan silinmeyen sözleri;
"Neden, Ey Noldor halkı, neden bizi koruyamayan, hatta kendi topraklarını bile Düşman'ına karşı koruyamayan kıskanç Valar'a hizmet edelim? O, düşmanları olduğu halde, akrabaları değilmi? İntikam, bu yüzden beni çağırdı, ama öyle olsa bile, bundan sonra babamın katili ve hazinemin hırsızının akrabalarıyla aynı topraklar üzerinde yaşamayacağım. Bu cesur halk arasındaki tek cesur ben değilim. Hepiniz kralınızı kaybetmediniz mi? Kaybedecek daha neyiniz var ki dağlar ve deniz arasındaki bu dar toprağa takılıyorsunuz? Bir zamanlarda Valar'ın Orta Dünya'dan esirgediği ışık vardı ama şimdi karanlık her yere yayıldı. Pusun tacizine uğrayan ve nankör denize boşuna göz yaşı döken gölgelenmiş bir halk olarak sonsuza dek burada kıpırdamadan yas mı tutacağız? Yoksa yurdumuza mı döneceğiz? Özgür halkın yürüdüğü Cuivienen'de, bulutsuz yıldızların altında tatlı sular akıyor, geniş toprakları etrafa uzanıyor. Hepsi orada, delilik ederek terk ettiğimiz her şey orada hala bizi bekliyor. Gelin dönelim! Bırakın bu şehri korkaklar korusun."
Noldor'un hatırladığı başka bir şey daha vardı, hatıraları canlandıkça hala acı içinde ağlarlar.

Mandos'un kehaneti
"Sayısız gözyaşı dökeceksiniz. Valar, Valinor'u size karşı kapatacak ve sizi dışarıda bırakacak, böylece ağıtınızın yankısı bile dağları aşamayacak. Valar'ın gazabı Batı'dan Doğu'nun en ucuna dek Feanor Hanedanı üzerine yayılacak, onları izleyenlerinde üzerine yayılacak. Yeminleri onları sürükleyecek, onlara ihanet edecek. İyi başlayan herşey kötü bitecek; Akrabanın akrabaya ihanetiyle, ihanete uğrama korkusu doğacak. Onlar sonsuza dek mahrum edilenler olacak.
"Siz haksız bir şekilde akrabalarınızın kanını döktünüz, Aman topraklarını lekelediniz. Kana karşı kan vereceksiniz ve Aman'ın ötesinde Ölüm'ün gölgesinde yaşaycaksınız. Bunun için Eru sizin Ea'da ölmemenize karar verdi; ve hiçbir hastalık sizi ele geçiremeyecek ama katledilebilirsiniz ve katledileceksiniz: silahla, işkenceyle ve kederle; sonra yurtsuz ruhlarınız Mandos'a gelecek. Orada bedenlerinizi özleyerek bekleyeceksiniz ve katlettikleriniz gelip sizin için yalvarırlarsa biraz merhamet bulabileceksiniz. Orta Dünya'da kalıp Mandos'a dönmeyenler, büyük bir yük taşıyormuşçasına bitkinleşecekler, gittikçe solacaklar ve arkalarından gelecek daha genç ırkın önünde pişmanlık gölgeleri olacaklar. Valar konuştu"
... işte böyle son bulur Noldor'un yazgısı...
https://preview.redd.it/h35aj6tqk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=8cae07d7951c9653eaab65e365ecd81c7ec963b6

Fingolfin

Fingolfin

Noldor’un kralı Finwë idi. Finwë’nin oğulları ise Fëanor ve Fingolfin ve Finarfin; yalnız Fëanor’un annesi Serinde Miriel iken, Fingolfin ile Finarfin’in anaları Vanyar soyundan Indis idi.
Eşi göçüp gittikten sonra, vakti saati gelince Güzel Indis’i aldı Finwë ikinci eşi olarak.
Babasının düğününü hiç de hoş karşılamadı Fëanor ve ne Indis'e, ne de oğulları Fingolfin ve Finarfin’e içten bir sevgi besledi.
Fëanor, dilinde de elinin becerisinde de en kudretli olandı ve kardeşlerinden üstündü, ruhu tutuşmuş, alev alev yanıyordu. Fingolfin en güçlü, en sebatkar ve gözü pek olanlarıydı. Finarfin ise en adil, yüreği en bilge olandı; sonraları Olwë’nin oğulları, yeni Teleri’nin efendileri ile dost oldu ve Olwë’nin kızı, Alqualonde’nin kuğu-bakiresi Eärwen’i eş olarak aldı.

https://preview.redd.it/zfmgkfnfl4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=50fa52d99013d2f56aea2c039e7df37b601720a2
Fingolfin’in oğulları, sonradan dünyanın kuzeyinde Noldor’un başına geçen Fingon, Gondolin’in efendisi Turgon idi, kız kardeşleri Ak Aradhel’di. Eldar’da geçen yıllarında henüz ağabeylerinden küçüktü, fakat sonradan serpilip güzelleşti ve uzayıp güçlendi; ormanda ata binip avlanmayı çok sevdi. Genellikle akrabaları Fëanor’un oğulları ile birlikteydi, fakat hiçbirine kaptırmadı yüreğini. Saçları koyu, teni solgun olduğu ve gümüş rengi ile beyazdan başka renkte kıyafet giymediği için Ar-Feinel, yani Noldor’un Ak Hanımı derlerdi ona.
Aman’da herkesin saygı ile önlerinde eğildiği Finwë’nin büyük oğulları Fëanor ve Fingolfin yüce prenslerdi, fakat şimdi sahip oldukları haklar ve mal mülk yüzünden kibre ve kıskançlığa kapılıp gitmişlerdi. Ardından Melkor, Eldamar’da ortalığa yalanlar yaydı ve Fëanor’un kulağına şu dedikodu ulaştı: Güya Fingolfin ve oğulları, Finwë’nin ve büyük oğlu Fëanor’un hakimiyetine el koymak ve onların yerine geçmek için entrikalar hazırlıyorlardı; Valar’ın da izniyle oluyordu tüm bunlar, çünkü Silmariller kendi korumalarına bırakılmayıp da Tirion’da tutuldukları için onlar da hoşnutsuzlardı. Fingolfin ve Finarfin’e ise şu sözler söylendi: “Aman dikkat! Miriel’in kibirli oğlunun, Indis’in oğullarına karşı sevgisi daima kıt olmuştur. Şimdi büyüyüp güçlendi ve babasını kendi tarafına çekti. Çok geçmez, en yakın zamanda sizi Tuna’dan ötelere sürecektir!”
Işte böylece Melkor yalanlar ve çirkin dedikodular ve yanlış öğütlerle Noldor’un yüreklerinde bir çatışma ateşi yaktı ve onların kavgası sonunda Valinor’un parlak günleri sona erdi; eski ihtişamının akşamı gelip çattı.
Çünkü Fëanor, Valinor’dan ayrılıp dünyaya yeniden dönebileceğini ve onun peşinden gittikleri taktirde Noldor’u esaretten kurtarabileceğini haykırarak, Valar’a karşı alenen isyankar sözler etmeye başladı.
Ardından Tirion’da müthiş bir huzursuzluk baş gösterdi ve Finwë sıkıntıya düşüp tüm reislerini divana çağırdı. Fakat Fingolfin hışımla evine gelerek karşısında dikildi ve şunu söyledi:
“Kralım ve babam, pek yerinde bir biçimde Ateşin Ruhu adını almış kardeşimiz Curufinwë’nin kibrini zapt etmeyecek misiniz? O kim alıyor da, kral kendisiymiş gibi halkımız adına konuşuyor? Uzun süre evvel Quendi’nin karşısına geçip, Valar’ın Aman’a gelmemiz için yaptığı çağrıyı kabul etmelerini emreden sizdiniz. Orta Dünya’nın tehlikeleri içinden Eldamar’ın ışığına doğru uzanan zorlu yol boyunca Noldor’u sürükleyen sizdiniz Şimdi eğer bundan pişmanlık duymuyorsanız, en azından iki oğlunuzu sözlerinizle ödüllendirmeniz lazım geliyor.”
Ama Fingolfin daha sözlerini tamamlamadan Fëanor koca koca adımlarla odaya girdi; tepeden tırnağa silahlıydı: “Işte böyle, tam da tahmin ettiğim gibi,” dedi. “Üvey kardeşim, her meselede olduğu gibi bunda da babamı yanına alıp, önüme geçecektir.” Sonra Fingolfin’e dönüp kılıcını çekti ve bağırdı: “Çekil git karşımdan ve ait olduğun yere dön!”
Fingolfin, Finwë’nin önünde eğildi ve Fëanor’a bir laf yahut tek bir bakış bile atmadan, odadan çıkıp gitti. Ama Fëanor peşi sıra çıktı ve kralın evinin kapısında yolunu kesip parlak kılıcının ucunu Fingolfin’in göğsüne dayayıverdi.
“Bak üvey kardeşim! Bu kılıcın ucu senin dilinden keskindir. Yerimi ve babamın sevgisini de zorla elimden almayı hele bir dene; o vakit belki Noldor halkı, esirlerin efendisi olmaya hevesli birinden kurtulur!”
Finwë’nin evi Mindon’un dibindeki büyük meydanda bulunduğu için, bu sözler pek çok kişinin kulağına gitti, fakat Fingolfin yine cevap vermedi ve kalabalığın içinden sessizce geçip kardeşi Finarfin’i aramaya gitti.
Esasında Noldor arasındaki huzursuzluk Valar’dan gizlenmemişti, ama bu huzursuzluğun tohumları karanlıkta ekilmişti; bu yüzden, tüm Noldor kibre bulandıkları halde, inadı ve küstahlığıyla meşhur Fëanor, onlar aleyhinde sözler söylediği için hoşnutsuzluğun elebaşı diye bellendi. Ve Manwë kederlense bile yalnızca olanları izledi ve tek söz söylemedi. Valar, Eldar’ı topraklarında kalmakta ve gitmekte hür olmaları şartıyla getirmişlerdi; ayrılışları çılgınlık olarak görseler bile onları yollarından döndüremezlerdi. Fakat artık Fëanor’un yaptıklarının göz yumulur hali kalmamıştı, Valar öfkelenmiş ve yılmışlardı; ettiği lafların ve giriştiği işlerin hesabını versin diye Valmar’ın kapısında huzurlarına çıkmaya çağırdılar onu. Bu meseleye karışan ya da bir şeyler bilen diğer herkes de çağrıldı ve Hüküm Çemberi’nde Mandos’un huzurunda duran Fëanor’a sorulan tüm soruları cevaplaması emredildi. Nihayet meselenin ötesi berisi açıklığa kavuştu ve Melkor’un başlarına açtığı bela ortaya döküldü; bunun üzerine Tulkas derhal divanı terk etti ve onu tekrar yargılanması için getirmeyi gitti. Fakat Fëanor suçsuz ve günahsız bulunmadı, çünkü Valinor’un huzurunu bozup, soyundan gelene kılıç çekmişti ve Mandos ona hitaben şöyle söyledi:
"Esaretten bahsediyordun. Eğer esaretse bu, kaçıp gidemezsin, çünkü Manwë yalnız Aman’ın değil, tüm Arda diyarının kralıdır. Ve senin bu yaptıkların ister Aman’da ister başka yerde, meşru değildir. Bu yüzden işte bu hükme uğradın: On iki yıl boyunca, tehdidin ağzından çıktığı yerden, Tirion’dan ayrı kalacaksın. Bu süre zarfında düşün taşın, kim olduğunu, ne olduğunu hatırla. Diğerleri de seni affederler ise, o vakitten sonra bu mesele kapanıp nihayete kavuşmuş olacak.”
Sonra Fingolfin söz aldi ve, “Ağabeyimi affedeceğim,” dedi. Fakat Fëanor tek bir söz söylemedi; Valar’ın huzurunda öylece dikildi. Ardından dönüp çıktı divandan ve sonra da Valmar’ı terk etti.
Onunla birlikte yedi oğlu da gitti sürgüne; kuzey taraflarındaki tepelerde sağlam bir yurt ve hazine edindiler ve Formenos’ta bin bir çeşit cevher ile silah istiflediler; Silmariller ise demirden bir bölmeye kaldırıldı. Kral Finwë de, oğlu Fëanor’a duyduğu sevgi yüzünden çıkıp buraya geldi ve Tirion’da Noldor’un başına Fingolfin geçti. Fëanor kendi yapıp ettikleri bütün bu olaylara çanak tuttuysa da neticede Melkor’un tohumlarını ektiği husumet sürüp gitti ve uzun bir müddet boyunca Fingolfin’in ve Fëanor’un oğulları arasında baki kaldı.
Manwë, Noldor arasında baş göstermiş olan kötülüğe şifa bulmayı kafasına koymuştu ve prensler arasındaki derdin kederin bir kenara bırakılıp Düşmanın yalanlarının hafızalardan silinmesi için herkes Manwë’nin evine davet edilmişti.
https://preview.redd.it/v6d84q7gl4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=feaf04dc6ba2dcfa6670080b26ddb4feeee7b251
Vanyar çıkıp geldiler şölene, Tirion'lu Noldor’la Maiar da toplandılar bir araya; Valar'da tüm güzellikleri ve ihtişamları ile dizildiler yan yana ve Manwë ile Varda’nın muazzam salonlarında, çıkıp karşılarına şarkılar söylediler, batıda kalan Ağaçlara dönük yemyeşil yamaçlarda dans ettiler. O gün bomboş kaldı Valmar sokakları ve Tirion’un merdivenlerde çıt çıkmadı ve tüm diyar huzur içinde uykuya yattı. Sadece dağların öte tarafındaki Teleri hala şarkılar söylüyordu denizin kıyısında, çünkü ne mevsimler ne de zaman pek umurlarında değildi onların ve Arda hükümdarlarının meselelerine ya da henüz onlara dokunmamış olan Valinor üzerindeki gölgeye hiç akıllarını yormuyorlardı.
Manwë’nin tasarladığı şölenin tadını kaçıran tek bir şey oldu. Manwë’nin sadece Fëanor’a gelmesini emrettiği için, o da yalnız başına geldi; Finwë onunla birlikte gelmedi, Formenoslu diğer Noldor da. Şöyle söylemişti çünkü Finwë:
“Oğlum Fëanor’un Tirion’a gidememe cezası sürdükçe, ben de el çekiyorum krallıktan ve görüşmüyorum kendi halkımla.”
Ve Fëanor geldi, ama ne şölen giysileri içindeydi, ne de takılara bezenmişti, gümüş, altın yahut başka bir değerli taş yoktu üzerinde; Valar ile Eldar’ı Silmarillerin görüntüsünden mahrum etti ve onları Formenos’taki demir bölmede kilitli bıraktı. Yine de Manwë’nin tahtı önünde karşı karşıya geldi Fingolfin’le ve barıştı, sözde; Fingolfin ise kılıcın kınından çıkmasının lafını bile etmedi. Fingolfin elini uzatıp şunları dedi: “Söz verdiğimi şimdi yapıyorum ve yaşadığımız tatsızlığı unutuyorum.”
Fëanor sessizce uzanıp tuttu elini, ama Fingolfin sözlerini sürdürdü “Kan bağıyla üvey, yürek bağıyla öz kardeşin olacağım. Sen rehberim olacaksın, ben peşin sıra geleceğim. Hiçbir keder ayırmasın bizi.”
“Duydum sözlerini,” dedi Fëanor. “Öyle olsun.” Fakat ikisi de sözlerinin taşıyabileceği anlamdan habersizdi.
Derler ki Fëanor ve Fingolfin henüz Manwë’nin huzurunda iken, her iki Ağacın da ışıldadığı bir anda birbirine karıştı ışıklar ve sessiz Valmar şehri gümüş ve altın rengi bir parıltıya boğuldu. Tam o saatte Melkor ve Ungoliant ağaçları yok etti.
Haber şölene ulaşınca Manwë, Fëanor’a Silmarilleri verip veremeyeceğini sordu. O sırada başka bir haber şölene ulaştı. Morgoth, Fëanor’un evine gidip Finwë’yi öldürmüş ve silmarilleri çalmıştı.
O zaman Fëanor ayrıldı. Sonra korkunç bir ant içti. Yedi oğlu da hep birden onun etrafına atılıp aynı yemini ettiler ve kılıçları, meşalelerin göz kamaştıran ışığında kan kırmızısı parıldadı. Yeminlerini bozmayacaklarına Iluvatar adına söz verdiler ve bozarsak eğer, kavlimizi, Ebedi Karanlığa gömülelim dediler. Mänwe’yi, Varda’yı ve kutlu Taniquetil Dağı’nı şahit gösterip, ister Vala, ister Iblis, Elf yahut henüz doğmamış Insan, küçük büyük, hayırlı veya belalı, günlerin sonuna dek, zamanın doğuracağı her cinsten varlığı, Silmarillerin tekini bile ellerine almaları, çalmaları, yahut da saklamaları durumunda, Dünya’nın sonuna dek intikam ve nefret hisleriyle takip edeceklerine ant içtiler.

Feanor ve Oğullarının Yemini
Bu yemin Fingolfin’i de bağlıyordu, çünkü Fëanor’a, onu hep takip edeceğine dair yemin etmişti.
Fëanor, Morgoth’un peşinden Orta-Dünya’ya geçecekti ve Teleri’den yardım istemek için Alqualonde’ye gitti. Fakat Teleri Elfleri yardım etmeyince Fëanor öfkelendi. Kuğular Limanına gidip oradaki gemileri zorla almaya karar verdi. Fakat Teleri, Fëanor’a karşı koydu ve her iki taraf da büyük kayıplar verdi, ama Noldor’un öncü kolunun imdadına Fingolfin’in öncü topluluğu ile Fingon yetişti. Bir çarpışmanın gerçekleştiğini ve akrabalarının yenildiğini görüp, kargaşanın nedenini falan öğrenemeden öne atıldılar; bazıları ise Teleri’nin Valar’ın emri üzerine, Noldor’un yollarını kesmeye çabaladıklarını düşünmüşlerdi.
Sonunda Teleri yenilgiye uğratıldı ve Alqualonde’de yaşayan denizcilerin büyük bir bölümü katledildi. Çünkü hem Noldor haklı öfkeye ve umutsuzluğa kapılmış, hem de, büyük çoğunluğu incecik yaylardan başka bir şey taşımayan Teleri halkı güçsüz kalmışlardı.

İlk Akraba Kıyımı
Her şeye rağmen Noldor’un büyük bir kısmı katı ve fırtına dindiğinde devam ettiler, fakat onlar ilerledikçe yol daha da uzuyor, daha da korkunç bir hale geliyordu. Hadsiz hesapsız karanlık içinde upuzun bir zaman yürüdükten sonra, dağlık ve soğuk Araman çöllerinden geçip nihayet Korunaklı Ülke’nin kuzey sınırlarına vardılar. Burada aniden, bir kayanın üzerinde dikilmiş duran ve aşağıdaki sahile doğru bakan bir karaltı gördüler. Bazıları bunun, Manwe’nin gönderdiği sıradan bir haberci değil, Mandos’un ta kendisi olduğunu söyler. Neyse, Noldor yüksek bir ses duydular, yüksek olduğu kadar da tumturaklı ve ürkütücü bir ses; onlara durup dinlemelerini emrediyordu. Ardından hepsi birden durdu, put kesildiler ve Noldor halkı bir baştan öbür başa dek, hep birlikte, Kuzey’in Kehaneti ve Noldor’un Hükmü diye anılan laneti ve kehaneti bildiren bu sesi duydu. Söylenenlerin pek çoğu, Noldor’un başlarına gelene dek anlamadıkları acıları, karanlık bir dille haber veriyordu; ne kalabilecek, ne Valar’ın affını yahut hükmünü isteyebileceklerdi, anladıkları kadarıyla lanet buydu.
Yine de Fëanor yeminine sadık kalarak yoluna devam etmeye karar verdi. Fakat Finarfin yürüyüşten ayrıldı.
Nihayet Noldor, Arda’nın kuzey ucuna ulaştılar ve denizde süzülen ilk buz parçalarını görünce Helcaraxe’ye pek bir yolları kalmadığını anladılar. Doğuya kıvrılan Aman toprakları ile Endor’un batıya uzanan doğu kıyıları ( işte Orta Dünya burasıydı ) arasından Kuşatan Deniz’in buz gibi suları ile Belegaer’in dalgalarının bir olup aktığı daracık bir boğaz uzanıyordu; burası nefes kesen soğuğun uçsuz bucaksız sisi ve pusuyla, bir de denizin akıntıları, buz tepelerinin çarpışmaları ve derinlere gömülmüş buzların gıcırtıları ile doluydu. Böylesi bir yerdi Helcaraxe ve o zamana dek Valar ile Ungoliant dışında kimse buraya ayak basacak kadar gözü pek çıkmamıştı.
Noldor burada durdu ve Orta Dünya’ya nasıl geçebileceklerini tartışmaya başladılar. Orta Dünya’ya gemi ile geçmeye karar verdiler fakat gemilerin sayısı az olduğu için önce Fëanor’a bağlı grup geçti Orta-Dünya’ya.
Fakat karaya çıkar çıkmaz, Morgoth’un yalanları aralarına girmeden evvel Fingon’un dostu olan büyük Maedhros, Fëanor’a şöyle söyledi:
Peki, şimdi hangi gemilerle kürekçileri geri gönderip, ilk kimleri getireceksin buraya? Yiğit Fingon mu yoksa?
Fëanor çıldırmış gibi kahkaha attı ve bağırdı:
“Hiçbirini ve hiç kimseyi! Arkamda bıraktıklarımı artık kayıptan saymıyorum; zaten gereksiz yük olduklarını gördük yol boyu. Adıma lanet okuyanları ve hala da lanetleyenleri bırakalım gitsinler, ahlaya vahlaya dönsünler Valar’ın kafesine! Yakın şu gemileri!”
Bu sözler üzerine Maedhros sadece kenara çekildi, ama Fëanor Teleri’nin ak gemilerini ateşe verdirdi. Ve böylece, Drengist Körfezi’nin ağzında, Losgar denen o yerde, denizler üzerinde süzülmüş olan en güzel gemiler, parlak ve ürkütücü alevler tarafından yutularak küle döndü. Fingolfin’le halkı bulutların altında kızıl kızıl parlayan ışığı ta uzaktan gördü ve ihanete uğradıklarını anladı. Bu, Akraba Kıyımı’nın ve Noldor’un Hükmü’nün ilk meyvesiydi.

Gemilerin ateşe verilmesi
Bunun üzerine Fingolfin, Fëanor’un kendisini Araman’da ölüme terk ettiğini ya da utanç içinde Valinor’a geri dönmek zorunda bıraktığını fark edip kedere boğuldu, ama artık, o ana dek olmadığı kadar çok istiyordu Orta Dünya’ya gidip Fëanor’la yeniden karşılaşmayı. Ve Fingolfin’le halkı uzun bir müddet sefalet çekerek yürüdü, ama karşılarına çıkan zorluklar kahramanlıkları ve metanetlerini arttırdı, çünkü onlar kudretli bir halktı; Iluvatar Eru’nun ilk ölümsüz çocuklarıydılar; Kutlu Ülke’den yeni gelmişlerdi ve yeryüzünün bezginliği işlememişti içlerine henüz. Kalplerinde yanıp duran ateş tazecikti; başlarında Fingolfin’le oğulları ve Finrod ve Galadriel ile kuzeyin en zorlu taraflarına doğru ilerleme cesaretinin gösterdiler ve sonunda Helcaraxe’nin dehşetine ve zalim buz dağlarına dayanmanın başka bir yolunu bulamadılar. Bu umutsuz yolculuk, cesaret ve keder hususunda Noldor’un giriştikleri belki de en zorlu işti. Bu yol üzerinde Turgon’un eşi Elenwe kayboldu ve başka pek çok Noldor ölüp gitti; Fingolfin tüm badireleri atlatıp sayıca azalan topluluğunu nihayet Öte Topraklara çıkardı. Kalplerinde Fëanor ve oğullarına duydukları bir sevgi kırıntısıyla, sonunda peşine düştüler ve ayın ilk yükselişinde borularını üflediler.
https://preview.redd.it/yr6b72w0m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=966f09377643fbe3dae865784f7101b7f44daeeb
Dagor-nuin Giliath savaşında Fëanor’un tarafı yenilmişti, Fëanor ölmüş, Maedhros esir düşmüştü. Fingon, Noldor arasındaki anlaşmazlığa son vermek için, Thangorodrim’deki kayalara bağlanmış Maedhros’u kurtardı. Fingon başardığı bu işle büyük şöhret kazandı ve Fingolfin ve Fëanor hanedanı arasındaki nefret yatıştı. Çünkü Maedhros, Araman’da onları terk ettikleri için af diledi; Noldor üzerindeki hükümdarlık iddiasından feragat etti ve Fingolfin’e şöyle seslendi: “Aramızda bir keder gölgesi düşürmedikçe, efendim, Finwë hanedanın hem en yaşlısı, hem de buna yaraşır biçimde en bilgesi olarak hükümdarlık hakkı sizin olmalıdır.” Ama kardeşleri bu sözlerine asla yürekten katılmadılar.
https://preview.redd.it/o046fa11m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=f37f2a47663673c5ab1d08d864c4b814aad87d34
Bu yüzden, aynen Maedhros’un önceden haber verdiği biçimde, Elendë ve Beleriand’ın himayesi yaşlı olandan Fingolfin hanedanına geçtiği için ve Silmarilleri kaybettikleri için Fëanor hanedanına, Yoksun Bırakılanlar dendi. Fakat yeniden bir araya gelmiş olan Noldor, Dor Daedeloth sınırları üzerine bir gözcü koyup Angband’ı batı, güney ve doğu cenabından kuşattılar.
Güneşle geçen 20. yıldönümünde Noldor Kralı Fingolfin büyük bir şölen tertip etti ve bu şölen bahar zamanı, coşkun Norog Nehri’nin doğduğu yerde, Ivrin gölcüklerinin yanında yapıldı, çünkü buralar, kuzeye karşı onlara siper olan Gölge Dağları’nın eteklerinde yeşil ve asude topraklardı. Bu şölende yaşanan neşe, sonradan gelen kederli günlerde uzun uzun hatırlandı ve şölene Yeniden Birleşme Şöleni manasında Meret Aderthad dediler.
İşte bu yıllar, yani Güneş işe Ay’ın altında saadetin yaşandığı devirdi ve bütün ülke halinden hoşnuttu hoşnut olmasına, ama yine de Gölge kuzeyde kapkara çöreklenmiş oturuyordu.
O dönemde insanlar Orta-Dünya’ya gelmişlerdi. Angband Kuşatması’nın üzerinden yaklaşık 400 yıl geçmişti.
Karanlık ve aysız bir kış gecesiydi ve geniş Ard-galen düzlüğü Noldor’un tepelerdeki kalelerinden Thangorodrim’in eteklerine kadar soğuk yıldızların ışığı altında loş bir biçimde uzanıyordu. Gözcü ateşleri sakin sakin yanıyor, düzlüğün üzerindeki Hithlum süvarilerinin karargahlarında ancak birkaç kişi uyanıktı. İşte o sırada Morgoth, Thangorodrim’den aşağıya, Balroglardan daha hızlı ilerleyen müthiş ateş nehirleri yolladı ve düzlüğün tamamını bu ateşle kapladı; Demir Dağlar çeşit çeşit zehirler taşıyan ateşler püskürttü; bu ateşlerin havaya yayılıp her yanı kötü kokutan dumanı ölüm saçıyordu. Büyük muharebelerin dördüncüsü, Dagor Bragolach, Ani Alev Muharebesi işte böyle başladı.
https://preview.redd.it/9tmb73p1m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=730de8ae108b9205fdd9e772605896e9d63fcce5
Bu ateşin önünde bütün ihtişamıyla ejderlerin atası olan altın Glaurung yanında Balroglarla geldi; onların ardında da Noldor’un daha evvelden görmediği, hayal dahi etmediği kadar geniş Ork orduları, kapkaranlık sökün ettiler. Noldor’un kalesine saldırıp Angband’ın üzerindeki kuşatmayı yıktılar ve Noldor ile onun müttefiki olan Gri Elflerle İnsanları buldukları yerde katlettiler.
Hithlum’a, Dorthonion’un kaybedildiğine, Finarfin’in oğullarının yenildiğine ve Fëanor’un oğullarının topraklarından sürüldüğüne dair haberler geldi. Bunun üzerine Fingolfin (kendisine göre) bu olayları Noldor’un nihai yıkımı ve tüm hanedanların geri dönülmez yenilgisi olarak niteledi; içi böyle büyük bir keder ve hınçla doldu ki müthiş atı Rochallor’a bindi ve tek başına uzaklaştı, kimseler de ona mani olamadı. Tozun ortasında esen bir rüzgar gibi Dor-nu-Fauglith’in üzerinden geçti; onu bu hızla geçerken görenleri hepsi de Oremë’nin kalkıp geldiğini zannedip, şaşkınlık içinde kaçıştılar; çünkü Fingolfin tepeden tırnağa öfke kesilmişti, bu yüzden de gözleri tıpkı Valar’ınki gibi parlıyordu. Böylece tek başına Angband’ın kapılarına gelip borusunu çaldı; bir kez daha pirinçten kapılara vurup, Morgoth’a meydan okudu ve teke tek bir dövüş için meydana çıkmasını istedi. Ve Morgoth geldi.
Kayalar Fingolfin’in borusunun keskin sesiyle çınlıyor ve sesi Angband’ın derinliklerine kadar keskin ve apaçık bir şekilde geliyordu; Fingolfin, Morgoth’a alçak ve esirlerin efendisi diye hitap ediyordu. Bu yüzden Morgoth yerin altındaki tahtından yavaş yavaş tırmanıp geldi; ayak sesleri yer altından yükselen gök gürültüsü gibiydi. Kara zırhlara bürünmüş halde dışarı çıktı ve Kral’ın karşısında demir taçlı bir kule gibi dikildi; armasız, kapkara, kocaman kalkanı da Kral’ı bir fırtına bulutu gibi gölgeledi. Ama Fingolfin gölgenin altında bir yıldız gibi parlıyordu, çünkü zırhı gümüşle kaplanmış ve mavi kalkanı kristallerle bezenmişti ve buz gibi parlayan kılıcı Ringil’i çekti.

https://preview.redd.it/qdevp9rym4551.png?width=557&format=png&auto=webp&s=d9e52034e62006fd7c3510b3cb00f2419b801227
Bunun üzerine Morgoth, Ölüler Diyarının Çekici, Grond’u hızla yukarıya kaldırıp bir yıldırım gibi aşağıya savurdu. Ama Fingolfin yana sıçradı ve Grond yerde, içinden duman ve ateş çıkan çok büyük bir çukur açtı. Morgoth ardı ardına sert darbeler indirmeye yeltendi, ama Fingolfin her seferinde, kara bir bulutun altında çakan şimşekler gibi uzağa sıçradı ve Morgoth’u tam yedi kez yaraladı; Morgoth ise tam yedi kez acısından çığlık attı; her birinde de Angband’ın orduları kederden yerlere kapaklandı ve bu çığlıklar kuzey diyarlarında yankılandı.
Ama sonunda Kral bitkin düştü ve Morgoth kalkanıyla üç kez onun üzerine yüklendi. Fingolfin üç kez dizlerinin üzerine çöktü ve üç kez yeniden ayağa kalktı; kırık kalkanı ve paralanmış miğferiyle cesaretini elden bırakmadı. Ama etrafındaki toprağın tamamı yarılmış, çukurlarla dolmuştu; Fingolfin de tökezleyip Morgoth’un ayaklarının dibine düştü ve Morgoth, neredeyse bir tepe kadar ağır olan sol ayağını onun boynunun üzerine dayadı. Fingolfin son ve umutsuz darbesini indirmek üzere Ringil’le ayağı yardı ve dumanlar çıkaran kara bir kan fışkırıp Grond’un açtığı çukurları doldurdu.
Böylece Noldor’un Yüce Kralı, kadim Elf krallarının en gururlu ve yiğit olanı öldü. Orklar kapıda yapılan bu ikili dövüşten kendilerine pay çıkarıp böbürlenmediler; Elflerin acısı ise öylesine derindi ki, bu olaya dair tek bir şarkı söylemediler. Yine de bu hikaye hafızalardadır, çünkü Kartalların Kralı Thorondor haberleri Gondolin’e ve çok uzaklardaki Hithlum’a kadar getirdi. Morgoth dövüşün ardından Elf Kralı’nın bedenini alıp kurtlarına yem olarak atmak için ikiye büktü, ama Thorondor, Crissaegrim’in zirvelerindeki yuvasından hızla gelip, Morgoth’un üzerine avına hücum eder gibi saldırdı ve yüzünü bereledi. Thorondor’un kanatlarının hücum ederken ki sesi Manwë’nin rüzgarlarının sesini andırıyordu; gelip Fingolfin’in bedenini kudretli pençeleriyle yakalayıp aniden Ork kargılarının üzerinde süzülerek Kral’ı oradan götürdü. Ve onu gizli Gondolin Vadisi’ne kuzeyden bakan bir dağın zirvesine bıraktı; Turgon gelip babasının üzerine taşlardan görkemli bir anıt yaptı. Bundan sonra hiçbir Ork, Fingolfin’in dağını aşmaya ya da mezarına yaklaşmaya cesaret ede edi, ta ki Gondolin’in hükmü gerçekleşip de, soyu arasında ihanet baş gösterene kadar. Morgoth’un ayağı o günden sonra daima aksadı ve yaralarının acısı asla dinmedi; Throndor’un yüzünde bıraktığı izler de silinmedi.
Fingolfin’in öldüğü haberi geldiğinde Hithlum’a çöken kederi tarif etmek imkansızdı, Fingon acılı haliyle Fingolfin’in hanedanının ve Noldor’un krallığının başına geçti, ve küçük oğlu Erenion’u (sonradan Gil-Galad adını alacaktı) limanlara yolladı.
https://preview.redd.it/ewmd1r12m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=6be42301b2d11bd94024210a7d680dea6a132f16

Sonuna kadar okuyan varsa teşekkürler, hakkında bilgi paylaşmamı istediğiniz-merak ettiğiniz bir şeyler varsa isteyin, sorun.
submitted by snowieez to KGBTR [link] [comments]


2020.02.12 21:12 Unistonen Unikharion'un Günlüğü Vol. IX

Selam günlük,
Kargaresh’in kopukluğu, belki onu bu diyardaki en huzurlu köşe yapıyor dediğimi hatırlıyor musun? Ama biliyorsun, ben biraz şom ağızlıyımdır. Belki de diyar artık o kadar çıldırdı ki, huzurlu hiçbir köşe kalmasın diye üzerimize bir şeyler atıyordu – bazen ciddi anlamda.
Birkaç gündür Völuspa’nın hem getir götürüne yardım ediyor, hem de bu yeni durumuma alışmaya çalışıyordum. Völuspa beni yol bulma ve dokunarak şekil çıkarma amacıyla Kargaresh için oldukça bereketli olan bahçesine yollamıştı. Bir gün içinde bol bol diken batması, el yanması ve kafama yediğim onlarca sopayla, en azından Gus yemişi, kayalık gülü ve ısırgan arasındaki farkı öğrendim. Aslında çok da zor değilmiş, sadece Gus yemişinde sapı bulmak gerek ki dikenini hissedeyim. Isırganın da yaprak kenarları gülden daha tırtıklı ve yumuşak dokulu. Bi de elini yakıyor. Bu kadar basit!
Onun dışında durumuma yardım edebilecek büyüler öğrenip Slatur için ufak egzersizler yaptık. Völuspa’ya Örümcek Tuzağı’nı anlatınca bu yöntemin üzerine gitmeye karar verdik. Birkaç ufak farede denedik. Odak için ilginç bir şekilde göze ihtiyacın yokmuş günlük. Sadece ses ve kafamda oluşan imgelerle hala rahatça kullanabiliyorum. Aynı şey diğer büyüler için de geçerli, Hugin de açıyı ayarlamada çok yardım ediyor. Her şey güzeldi yani. Haberler gelene kadar.
Bir sabah kahvaltıyı bitirmişken, kapı çaldı. Eğer dört yıl öncesinden bir şey hatırlıyorsam, Völuspa’ya çalınan kapı asla hayırlara alamet değildir. Kapıda telaşlı bir adam vardı, öyle ki bir süre cümlelerini toparlayamamıştı. Völuspa da asla sabırlı değildir ya, orağının metalik sürtünmesini duyunca adam hemen derin bir nefes aldı ve haberleri patlattı – Kargaresh saldırı altındaydı.
“Bu nasıl olabilir!?” Kafamda parlayan bu ufak düşünce, hocamın sert sözlerine yansımıştı. Adam sesi titreyerek, Ryda tarafından büyük bir baskınla kapıyı aşan 200 kişilik bir ordudan ve başlarındaki bir at adamdan bahsetti. Şu an İllüzyon Sarayı’na doğru ilerliyorlardı. “Peki Ölüm Şövalyeleri?” “Hepsini temizliyorlar! Grimakur’un garabetleri bile onları tutamıyor!” Grimakur bile mi? Ölüm Şövalyeleri’nden sonra Ryda ve Gus’un en korkulan canlısı Grimakur nasıl 200lük bir orduyu tutamazdı?
Völuspa’nın dili tutulmuştu, bunu hissediyordum. Orağını yerine taktı ve odadan küçük büyü çantasına koştu. “Benimle gel çocuk! İşimiz ciddi.”
Zar zor eşyalarımı aldım, Hugin’i şapkamın tepesine oturtup Völuspa’nın arkasına takıldım. Adımlarından sinirli olduğunu düşündüm ama verdiği hissiyat daha çok endişeliydi. Völuspa asla endişelenmezdi, işlerini soğukkanlılıkla hatta yüzündeki o çarpık gülücükle yapmasıyla bilinirdi. Ama bugün durum çok farklıydı, Kargaresh’e neden bir ordu girerdi? Ve kim?
“Bunların ne olduğunu biliyor musun?”
Aklımı zorladım. At adamlar Kalbedur’un çoğu yerinde vardı, hatta gemi kaptanı olanlar bile duymuştum. Daha çok Ogrus taraflarını memleket belliyorlardı ama Ogrus’taki hiçbir ork ya da troll Kargaresh’e girmeye cesaret etmezdi. Hele 200 gibi nispeten küçük bir ekiple. Hele Ölüm Savaşçıları’nı geçebilecek büyülü güçlerle. Ruhlar denince aklıma ilk Werpus geldi. Evet, Werpus sakinleri Kargareshlileri sevmezdi ama Ryda’nın Kapıkulu Haakur ve Dağların Terörü Grimakur’dan da ölesiye korkarlardı. Düşman olabilecekler ve ruh çağırabilen büyücüleri olan şehirlerden aklıma Helgen, Tampeldum ve Vergan geldi ama ilk ikisinin nasıl bir nedeni olabilirdi? Elfler Kargaresh’in adını anmayı bile sevmezdi, Tampeldum ise son duyumlarıma göre eski gücünü kaybediyordu. Vergan olasıydı ama neden sadece 200 kişi? Ve neden Kargaresh? Alınacak toprak bereketsiz ve lanetliydi. Ve komutan olarak bir at adam?
Fakat at adam diyince, aklım eski bir efsaneye takıldı, çocukken tüm Tampeldumlu çocuklara anlatılan bir masal: Eski Repeldum’un komşusu, şimdiki Tampeldum’un doğusunda kalan kadim Berolin topraklarında, vakti zamanında bir kardeş kavgasından bahsedilir. İki at adam kardeş, Barathur ve Fender, bu ulu topraklarda hak iddia ederler ve bir savaşa tutuşur. İki ordu karşılıklı durur, Fender Barathur’dan toprağı ister. Belki Berolin’i yok edebilecek bir savaşın eşiğinden dönülür ve Fender, destekçileriyle beraber Kargaresh topraklarına gider. Böylece bölünür ve eski gücünü kaybeder Berolin.
Efsaneyi Völuspa’ya anlattım. Fender’in bir kardeşi olduğunu duyunca ilk başta inanmadı. Kargaresh’in Fender tarafından yönetildiği günleri görmüştü ama hiçbir zaman bir at adam formundan ya da kardeşten bahsedilmişti. Hala Fender’in döneceğine inananlar bile bunu bilmezdi. Ne kadar dinlediğini bilmiyordum ama sessizliği düşünceliydi.
Bu sırada uzaktan büyülü patlamaların ve kılıç sesleri yaklaşıyordu. Völuspa, kolunu önüme tuttu durmam için. Asasını hazırlamıştı ama herhangi bir emir vermedi. Sadece kargaşa seslerini dinledik. Duyduğum seslerden, şu an bu orduyla savaşanların Grimakur’un yaratıkları olduğunu anladım. İç kaldıran sesleri beni dört yıl önceki Ryda girişine götürmüştü. O gün kendilerinden emin, kana susamış bir şekilde üzerime yürüyen sesler, şimdi iç yırtan çığlıklarla hiçliğe gömülüyordu.
“Bu Barathur neye benziyor?”
Keçi sakallı, sert yüzlü, heybetli bir vücut, boynuzlu bir kaskla betimlenirdi Barathur. Hikayeyi kimin anlattığına göre elinde bazen büyük bir savaş baltası, bazen beyaz yanan bir kılıçla savaşa girerdi. Neden sormuştu ki?
Völuspa sessizlikle durdu, birkaç dakika sonra gülmeye başlamıştı. “Çocuk, memleketlin şu an bir Ölüm Savaşçısı’nı bağırarak öldürüyor.”
Bu nasıl olabilirdi, Barathur öleli neredeyse yüzyıldan fazla olmuştu! Ama sesleri dikkatle dinledim. Uzaktan yeri sarsarak yere vuran iri bir atın toynakları, kırçıl ama derinden gümbürtüyle patlayan bağırış, bazen Ölüm Savaşçıları’nın vuruşuyla çalınan kalın demir zırhın, elindeki kılıcın temiz sürtüşü, arkasında ismini çağıran ruhani fısıltılar…
Völuspa beni tutup çekerek soğuk bir kayanın arkasına götürdü. Boşluğa düşmemek için sırtımı yasladım, Hugin’i de kucağıma aldım. Völuspa savaşı izliyor olacaktı ki, neredeyse gülerek kendi kendine fısıldıyordu. “Fender’in kardeşi Ölüm Savaşçıları’nı temizliyor demek… Bir gün bunu göreceğimi hiç düşünmezdim…” Yandan başka büyücülerin sesleri geliyordu, hepsinin kafası karışmıştı. Völuspa omzuma dokundu. “Çocuk, şimdilik burada kal. Bu senin için tehlikeli ama benim için hayatımın fırsatı.” Adımlar uzaklaştı, hemen ardından Völuspa’nın yaşsız sesinden ışık büyüsünün sözleri yankılandı. Grimakur’un yaratıkları ve Ölüm Şövalyeleri’nin feryatları, diğer büyülerin ve ruhani ordunun naralarıyla bastırılıyordu.
Orada ne kadar süre bekledim bilmiyorum ama sesler yavaş yavaş soldu. Hugin kendini kucağımdan kurtarıp uçtu. Birkaç dakika sonra şapkama konup hafifçe gagaladı. Bunun bi güven işareti olduğunu düşünerekten çıktım. Etraftan çıt çıkmıyordu. Etraf kükürt ve yanmış et kokuyordu. Ayağım ve yürüme sopam, birtakım bedenlere takılıyordu. Völuspa’ya bağırdım, cevap yoktu. Beni o kayada bırakıp gitmiş olamazdı, eğer başına bir şey gelmediyse. Savaş alanından hala iniltiler geliyordu, belli ki hayatta kalanlar vardı- ve çok kızgındılar. Artık korkmaya başlamıştım. Hugin’i önden yolladım. Ne kadar gecikmiştim bilmiyorum ama en azından bedenini bulmam gerekti.
Kaç saat dolandım bilmiyorum. Durmadan ismini haykırıyordum. Bir gezginin hayatı dışında kaybedecek bir şeyi yoktur derler ama bunun ne kadar büyük bir yalan olduğunu ikinci kez öğreniyordum. Başımdan aşağı kaynar sular boşalıyor, kalbimin çarpışını boğazımda hissediyordum. Hugin’in ötüşünü duydum. Bir tur kafamda dönüp hafifçe sağ yöne uçtu. Koşmaya başladım. Ayağımın takılması umrumda değildi, bir çukura düşmediğim sürece tekrar kalkabilirdim. Uzaktan birkaç insanın seslendiğini duydum ama ne dedikleri umrumda bile değildi! Nefesim kesilene kadar koştum, en sonunda yavaşlayıp dizlerimin üzerine çöktüm. Elim fark etmeden yere değince, ilk başta inanmadım, birkaç kere dokundum. Çimen miydi bu? Bildiğimiz… yeşil çimen?
“Uni?” Kafamı kaldırdım. Yumuşak botları ve elbisesinin çıkardığı hışırtılarla gelişini hissettim. Sesini hiç titrerken duymamıştım.
Daha konuşamadan, yanıma atladı, kollarını sıkıca etrafıma doladı ve yüzünü omzuma gömdü. Sırtına dokunduğumda, hıçkırarak ağladığını fark ettim. Hiçbir şey anlamıyordum, ama biraz duraksayınca derimde çok yabancı bir şey hissettim: Güneşin sıcaklığı. Kargaresh’te ilk kez güneş açmıştı. Ve yerler gerçekten çimendi!
“Demek Kalbedur’un gerisi de böyle…” diyebildi sadece, zira Velen‘den başka yeşillik görmemişti. Çenesinin pozisyonundan hala etrafındaki bu inanılmaz manzaraya baktığını hissediyordum, omzumsa hala ıslanıyordu. Etrafımızdaki çoğu büyücü, insan, hatta yaratık bile kendi aralarında bu manzarayı konuşuyor, nasıl tarif edeceklerini bilemiyorlardı.
Nasıl göründüğünü o kadar merak ediyordum ki. Eski efsanelerde Kargaresh’in Kalbedur’daki ilk bereketli toprak olduğundan, hatta Berez’den bile güzel olduğundan bahsedilir. Şu an acaba Berez ovası gibi miydi? Çiçekler çıkmış mıydı? Belki artık ağaçlar yetişecekti!
Derken, çok çok uzaklardan gelen bir gümbürtü. Uzunca sürdü, ardından gelen ölüm sessizliği daha da uzun. Adeta bir felaket tellalı gibi. Kimse ne olduğunu anlamamıştı, fakat düşünmek de istememişti. Herkes sessizce dağıldı.
Saldırıyı takiben geçen gün hızlı ve olaylıydı. İllüzyon Sarayı’nın yok olduğu söylentileri vardı. Barathur’un ordularının bir kısmı Gus tarafına gidip Grimakur’u aramış, akşamüstü kafasını getirip şehir meydanına atmıştı. Doğu Dağları’nın Sürüngeni Torkur, daha ordu gelmeden teslim olmuş ve boyunduruğundaki Ölüm Şövalyeleri’ni bizzat öne sürmüştü- fakat bu hareketi onun sadece ölümünü hızlandırmıştı. Völuspa ve iki büyücü o ilk baskındaki yardımları ve yetenekleri sayesinde Barathur’un gözüne girmiş ve batıya ışığı taşımakla görevlendirilmişti. Ben de eşlik için yanlarında gittim, zira bu tarafında çok büyük yaratıklar yoktu. Geldiğimizde yaratıkların bazıları güneşi görünce kendinden geçmiş, ağlayarak yardım dilenmişti. Völuspa’yla beraber tövbe eden canlıların gözlerini düzeltmeye çalıştık, en azından güneşe alışana kadar dayanabilsinler diye. Deniz tarafındaki ruhlar, sanki azat edilmişler gibi hepimize teşekkür edip, huzurlu bir sessizliğe büründüler. Dönüşte Ryda tarafından yaşayan başka yaratıklar ve gölge köpeklerinin meraklı sesleri dolanıyordu. Hugin ise tüm bu şamatanın arasında, yorulup tekrar şapkama konana kadar güneşin tadını çıkarıyordu.
Barathur yaklaşık ikinci günün akşamüstünde tüm halkın şehir meydanına toplanmasını emretmişti. Kargaresh halkı ilk kez bu kadar hareketli ve canlıydı. Her ne kadar şu anki halden mutlu olsalar da, çok fazla da soruları vardı. Tam sorular hararetlenecekken, komutanlardan biri tok sesiyle “Sessizlik!” emretti. Uzaktan ağır toynak sesleri önümüzden geçti, ufak merdivenlerden çıktı. Onu gerçekten görmek isterdim. Völuspa sayesinde nispeten önlerde bi yerde duruyorduk, en azından ön tarafım daha açık hissettiriyordu, gözlerim yerinde olsa, tüm o meydandaki kalabalığı ve belki de o haşmetli figürünü en iyi şekilde görecektim. Sesi beklediğimden daha hüzünlü çıkmıştı ama haberi verince, nedeni çok anlaşılırdı.
Vergan yok olmuştu. Vekilharç Redoran Solitaria’nın oğlu Gedrin tarafından tepesine bir kent indirilmişti. Tahliye edilen halk, hayatta kalan saray ahalisi, askerler ve Kral Theodas, bir iki güne yeni evleri olacak Kargaresh’e ulaşacaktı.
Ne düşüneceğimi bilmiyordum. En son kanlar içinde Helgen’de gördüğüm Prens Theodas’ın kral olmasına ve diğer hayatta kalanlara mı sevineydim, yoksa “Asla düşmez.” denilen Vergan’ın bu kadar hazin bir sonla karşılaşmasına mı üzüleydim? Ya da birkaç gün önce duyduğumuz o korkunç gümbürtünün gerçekten bir felaket olmasına…
Fakat şu an üzülmenin sırası değil, daha yapılacak çok iş var.
Barathur’un dediği gibi, bu sabah haberciler Ryda tarafından giren onbinlerce insan duyurdu. Başlarında yaklaşık on iki atlık saray kafilesi. Sesleri yavaş yavaş yaklaşıyor günlük. Daha buradan bitkinliklerini hissedebiliyorum. Duyumlara göre hepsi aç ve çoğu yaralı. Şehrin kuzeyine çoktan ufak çadırlar kurulmaya başlandı ama yetecek mi, bunu henüz bilmiyoruz. Völuspa’yla birlikte şifa ekibine dahil oldum. Büyücü ve şifacılar daha ağır sorunlarla ilgilenirken, benle yaklaşık on çömez şifası hızlı gelebileceklere yardım edeceğiz. İyileştirmem çok da muazzam değil ama acılara biraz da olsa yardım edebilirsem ne mutlu.
Bundan sonra savaş buraya da uğrayacak mı, bunu sadece Kader belirler. O zamana kadar, görüşmek üzere,
- Uni
submitted by Unistonen to ehvenisers [link] [comments]


2019.12.12 13:19 SikiTuttunSaruman KGB REDDİTİN KURULUŞU 7.BÖLÜM

KGB REDDİTİN KURULUŞU 7.BÖLÜM

Kgb 1.Downvoter Savaşı
''''''''''''Bilgilendirme: Bu parttaki müzikler mobilde de arkada dinlenebilmesi için spotify eklentilidir'''''''''''''
**************************************************************************************************
~~ ~~ Kgb yelleri ~~ ~~
Her şey bittiğinde ve çöken şafak cennetin ışıkları altında bedenlerimizi yaktığında; geriye anlatılacak hikayeler ve hatıraların boğuk sisi kalacaktır.
Sarumanın günlükleri 9. Kayıp cilt, 28.ekleme, sayfa 1019
SAVAŞ ÇANLARI
Koşuşturan kgbliler ve kızgın alevde dağlanmış kılıçların çelik seslerne karışan, ince telleri elf kızlarının altın saçlarını andıran yayların hemen önünde: lirlerine uzanan ozanların resmedilemeyen görüntüsü. Hüznünü öfkeyle kusarcasına bağıran karanlık bulut kümelerine karşın, ertesi günün sabahında kgbde karşılaşacağınız koşuşturmacanın sadece yarısı bile çakan şimşeklerden daha endişe vericiydi. Tüm üyeler artık geri dönülemez bir yolda olduğumuzu biliyordu; bu yüzdendir ki insanlar kılıçlarını bilerken elfler sadaklarını dolduruyor, cüceler inşa ettikleri savaş makinelerini yağlarken hobbitler küçük hançerleriyle tarla fareleri gibi etrafta koşturuyordu. Tam son gelişmelerden haberdar olmak için günün ilk işi hot posts tavernasına girecek…
“Ondan sonra da annesini yatırıp bir güzel siktim!”
DUR!
Dememle çarpışmamız bir oldu hobbitle. Kim olduğunu tahmin etmek için çabaya gerek bile yoktu, keza sadece konuşmasından bile kendini belli ediyordu u/skyxco.
“Oo Saru naptın!” yere dökülen birasında kalmıştı gözü, “Bugünlerde de ağız tadıyla ana sikemez olduk”
O sırada konuştuğu hobbitler u/karmamarma1 ve u/AhmetOguzTr ise kahkahalara boğulmuş kahkahalar içinde bir oraya bir buraya savuruyordu biralarını. u/skyxco ise daha derin bir imayla söylemişti sözlerini.
“Hala downvote alıyor musun?” diye sordum ağır bir sesle.
“Evet…”
Gel, sana bir bira ısmarlayayım.”
Karma ve ahmetoguz ise “bize de yok mu orospu çocuğu” dercesine yüzüme bakıyordu, büyücü kredisinin daha yatmasına 10 gün vardı amk hobbitleri.
“Tamam orospu çocukları” dedim. “hepinize birer bira.”
****************************************************************************************************
İçeride ölüm sessizliği vardı. Kgbnin tüm ırkları soğuğunu hissetmiş savaşın, karanlığın fısıltılarını dinler olmuştu. İnsan kabasakal, cüce cornelius, elf berdog ve hobbit u/alperozkaya yı gördüm farklı köşelerinde bardaki chatroomun. Masaya oturduğumuzdan beri hareket eden tek şey, kahve deri ciltleri aşınmış bir tutacın arasındaki notlarına gömülmüş, birasından daha tek yudum almamış ahmetoguzun sayfaları arşınlayan parmaklarından ibaretti.
“Neye bakıyorsun?”
“Floodları düzenliyorum, geri dönemezsek birisine bunları bırakmam gerekiyor.”
Karma ise onun aksine dalgın bakışlarla duvarları izliyordu.
“Hot posts’a bir kere yolu düşmüş herkes bunu bilir. u/skyxco olarak annelere hükmetmek isterim kainatın yazılışından itibaren, hepsine; ismim anılır en karanlık köşelerinde kgbnin, fakat artık konuştuğuklarımız yitiyor Saruman. Tesadüf sanıyordum. Commentlerime mavi çalınırdı ara sıra, fakat artık ne zaman birisinin yegane annesini ağzıma ansam, dipsiz bir bataklığın içerisine çekiliyor sözlerim.”
Parlak kılıcını kınından çıkarıp yavaşça masaya koydu.
“Ne olacağı umrumda değil. Artık tek istediğim, daha fazla kan.”
****************************************************************************************************
Akşam geldiğinde tüm kgb geniş hot posts’ta yerini almıştı. Mod kadrosu kendilerine ayrılmış 7 meşin kütüğe, u/cathessis remmani taşlı kızıl asası ve u/ministerblackveil ile bir köşesinde tavernanın; u/s_v_m, u/corneliusvanbaerle ve u/25122203(Kabasakal) diğer köşesinde. Serviste üç mutfak robotu , u/ayseyz u/idillogia ve u/fikarme. Her ne kadar sonuncusu biraz erkeksi dursa da. Bar taburesinde pürdikkat bir elf u/berdog, ayaklarının dibindeki kediler ve yanındaki zıbzıb u/kralperxx ile. Bardaki eski ama kumaş kaplı sandalyesinde oturmakta olan beyefendi u/pervane_pascha (son anda hayata döndürmeyi başarmıştık, hala daha ekliyordu postlarına uzun yazılarını). Kapıdan iki insan, u/Canbeaxiel ve ejderha terbiyecisi u/KiracUzun da girdikten sonra kalan nickleri okumayı bıraktım, çünkü Kürşat’ın tavernanın üzerinde 8er metrelik dev kanatlarını çırparak inecek bir yer bulmaya çalışması tüm dikkatimi bir kaplumbağa pornosunda birbirine çarpan kabuklara çevirmişti. Aynı u/hamhumsaralop’un konuşması gibi:
“BU DOWNVOTERLAR KESİN KÖYLÜ AMK BUNLARIN KARISININ AMINA SUYLA ÇİMENTO DÖKÜP SİKE SİKE KARMAK LAZIM BETON SERTLEŞİNCE ÖLÜLERİNİN CESETLERİNİ SİKİMİZDEN KAZIYARAK ÇIKARTIRLAR!”
Hamhum tam ayaklarını çıktığı masanın üstüne vura vura konuşmaya devam ediyordu ki aniden taş kesildi. Zaman bir saniyeliğine durdu handa. Tüm sesler sustu, görülmez bir bıçak kesti kağıttan gürültüyü. Lord girdi kapıdan.
u/furkantopalın sakin bakışları süzüldü her birimizin üzerinde, botlarının tahta zeminde çıkardığı sesler kulakları döverken modların arasından geçip deri tahtına oturdu. Kabzasının içerisinde değildi bu sefer sağ elindeki kılıcı, sert bir şekilde yere saplarken tahta zeminin altındaki küçük maviliği gördü. Zehir hot posts'a kadar gelmişti, sakince anlatacağı savaş konusu; taşan bu son damlayla yeniden yazıldı. Sakin bakışları patlamaya hazır bir volkana dönmüştü artık, bağırmayı beklerken. Giderek buruşturdu yüzünü, sükunetle üzerimizde gezdirdiği gözleri artık sizi alevler içerisinde çiğneyecek karanlık bir iblisi andırıyordu. Dişlerindeki gıcırdamayı tüm salon hissediyorduk, daha bir dakika olmadan oturduğu yerden aniden kalktı kılıcını çıkartırken. Salonun en ucundaki u/wingedhussar ın bile duyabileceği kadar yüksek bir perdeden öfkeli bir sesle fermanını veriyordu:
"DOWNVOTELARLA İLGİLİ"
"Sosyal medyada boy gösterebilme şansım olsa, kadromuzdaki eksik old kgb tayfasını dolduracağım buraya amına koyayım, buraya gizli gizli geçtiğimiz için hala burda olduğumuzu bilmeyen çok insan var ama rahata kavuştuğum güne kadar kendi göbek bağımızı kendimiz kesicez. Ve beni tanımayan orospu çocukları, TANIYACAKLAR.
ŞİMDİ BU KURALLARA UYUYORSUNUZ VE KGB'Yİ YÜKSELTİYORSUNUZ. BAZI MEDENİYETSİZ SİKİKLER YUMUŞAK YÜZLÜLÜĞÜ ZAYIFLIKLA KARIŞTIRIYORLAR. ONLARIN ANASININ AMINA KARTAL GİBİ SÜZÜLMENİN VAKTİ GELDİ."
*********************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Bu şarkıya MUTLAKA geç ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Karga sesleri duyuldu tavernanın dışında.
...
Geliyor...
Konuşmasını bitirdiğinde, asamı yere vurmaya başladım, hobbitler de ritme kapılmıştı; büyücüler yerleri dövüyor, şövalyeler çelik kılıçlarını tokuşturuyordu havada. Masaların üzerinde cüceler ayaklarıyla vuruyordu, cornelius içkisini bırakıp çift yarım baltalarının demir saplarını birbirine çarpmaya başladı!
GELİYOR!
TAK! TAK! TAK! TAK!..
TAK! TAK! TAK! TAK!
TAK! TAK! TAK! TAK!
BERDOG BAĞIRDI!
DÜNÜ UNUTMAYACAĞIZ.
KAYIPLARIMIZI GÖMECEĞİZ!
YARINI GÖRMEYECEĞİZ.
BUGÜN ÖLECEĞİZ!
SKYXCO SAVURDU KILICINI
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
KAN İÇİP!....
SA-VA-ŞA!
BUZ ÇİĞNEYİP! SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!....
ÖLÜM MELEĞİNİ KATLEDİP!
SA-VA-ŞA!
BÖĞÜRÜP GEBERTMEYE!
SA-VA-ŞA!....
ET DİŞLEYİP!
SA-VA-ŞA!
CESET EZMEYE!...
SA-VA-ŞA!
SVM BAĞIRDI!
GÜNEŞ GİBİ YÜKSELECEĞİZ!
ŞAFAK GİBİ ÇÖKECEĞİZ!
SA-VA-ŞA!
KGB DOĞACAK!. KGB ISIRACAK!. KGB SAVAŞACAK!
SA-VA-ŞA!
ASLANLARI PENÇELEYECEĞİZ!
SA-VA-ŞA!
TİMSAHLARI BOĞACAĞIZ!
SAVAŞA!
YARIN SAVAŞACAĞIZ.
SAVAŞA!
SAVAŞA!
SAVAŞA!..
KEMİKLERİMİZ PARÇALANANA KADAR!
CESETLERİMİZ ÇÜRÜYENE KADAR!
SA-VA-ŞA!
MEZARLARIMIZ TAŞANA KADAR!
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
SAVAŞACAĞIZ!...
KIZILA BOYAYANA KADAR GÖKYÜZÜNÜ!
SAVAŞACAĞIZ.
DİZ ÇÖKTÜRENE KADAR !
SAVAŞACAĞIZ.
BOĞAZLARINI DEŞENE KADAR!
SAVAŞACAĞIZ.
TEK TEK BOĞANA KADAR!
SAVAŞACAĞIZ! ...
******************************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ KGB Savaş Müziği ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Yarının sancağında kılıçlar yükseldi. Üzerlerimize gelen downvoterların ağızlarının suyu damlıyordu kızgın toprağa. Gözlerimiz faltaşı gibi açılmıştı kara metal mavisi zırhların fazlalığına, biz ise kırmızıya çalan kuşakları işlemiştik zırhlarımıza. Genç u/rientala19 ve u/BlueGrayOwl ise kılıçlarının kabzalarına koyu kırmızı rengi çalmıştı, u/berdog'da turuncu uçlu oklar, Süvari u/YanikTheGent'in atının yelesinde göz korkutucu bir kızıllık vardı. Bir de u/kralperxx ise, komple annesini kırmızıya boyamıştı gebzeli orospu çocuğu! Anneni ketçaplayıp ketçaplayıp sikeyim gebzeli !
Tüm bu hengamenin arasında, u/cemceylan, u/ministerblackveil ve u/berdog başta olmak üzere tüm elfler yaylarını çekiyor. sinirleri pamuktan bir ip gibi gerilmiş u/T4LK- ise şövalye birliğinin başında. Downvoterler atış mesafesinde değil, hobbitler hançerleri ve küçük kalkanları ile. Downvoter savaş borusu öterken mavi kurtların üstünde kgbye doğru koşmaya başlıyorlar. u/25122203 en önde bağırıyor, "GELİYORLAR!"
Lordun sesi patlıyor kulaklarda
"ATEŞ!"
Oklar yağmur gibi yağıyorken üsterine kızıllığın dansına bırakıyor ölüleri. 'Ağrr' sesleri ile ilerliyor dvoterlar. Süvari u/YanikTheGent önde, Babasını(u/terstensaplayan98) yeni kaybetmiş genç u/terstensaplayan123 arkasında yapışıyor boynuna atının.
"SNE NREZBUR KNESTAR! SNE NREZBUR KENDAR! KLEİRA VAN DUR!"
u/Cathessis ile bağırıyoruz gökyüzüne, kızıl yıldırımlar iniyor karanlık mavilere!
u/TigrisSs The Green mavilerin ayaklarına dolanacak sarmaşıklar çıkartırken kgb süvari birliği ortadan ikiye ayrılıyor, tek hedefleri olan mancınıklara ilerlemeye çalışırken arkalarından savaş arabasında u/corneliusvanbaerle'nin bağırışı kulaklarda:
"BİLİYOR MUSUN ZEYNEP!"
Asıl patırtı kurtlar ile yere çöküp falanks misali kalkanlarıyla duvar örmüş cücelerin buluşması oluyor. Arkalara atlarlarken u/lettersnumbers-'in omuzluğunun parçalayan pençesiyle kurdun biri onu yere yıkıyor. Suratında hissedilen sıcak buharlı nefes ve kurt salyası, boynunu parçalamak için dişleriyle ısıracakken... u/bedevizmc!
"Dur!" u/bedevizmcnin asası sanki kurdun dişlerine bağlanmışçasına tutuyor çenesini, ork atlıyor üzerine bu sefer u/lettersnumbers-'in. Paslı kılıcı gökyüzüne kalkıyor, fakat bir okla yere yığılıyor kılıcıyla birlikte.
"Rica ederim!" berdog gözünü kırpıyor, sıradaki downvotere okunu geçirmek üzere.
u/AhmetOguzTr'yi görüyorum sövalyelerin arasında hızla koştururken, downvoterların bir tanesinin sırtına atlayıp hızlı hızlı ensesine bıçağını batırdığını görüyorum:
"ananızı sikim sizin orospu çocukları atmayın işte şu downvoteleri ya atma abi işte düzgün post kalmadı ananızı sikim sizin kgblilik bu mu amınakoyım sikiş için sub arıyorsan başka suba git ya atma işte atma daha hot'a düşmeden postunuzu 7kişi downlamış olsa nasıl hissedersiniz orospucocukları git hayal edip..."
Dev trollerin üzerine binmiş olanlar yeri göğü sarsarak ilerlerken kılıçlarını çekmiş kgb şövalyeleri ayaklarına saldırmaya çalışıyor, gökyüzünde sesleri yankılanıyor devlerin, "kgb p*rno gurubuduğr, kgb reddite syürülmüş bir leğke!"
Üzerine gelen oklar vücuduna gömülmek yerine kalın derisi tarafından sekiyor ya da kırılıyordu. Etrafını saran kılıç kuşanmış kgblileri eliyle sağa sola savururken yavaşça sur kapılarına ilerlediğini gördük, oraya ulaşmayı başarırsa tek savunmamız düşecektir. Biz büyücüler ise patlama büyüleriyle meşgul olduğumuz sürece oraya bakamayız. u/ImmortalThoth'u eline alıyor, kafasını dişleriyle ezmek için ağzına götürmek üzere.
"Böyle öldürme şekli mi olur, sen nasıl devsin amk? Düzgün bir şeyler yap ne bileyim ayağınla ez ya da bir yerlere fırlat yemek nedir sen ne boş bir devsin böyle!"
Her şeye muhalefet orospu çocuğu kafasını karıştırmışken u/Melik0S devin ayak tırnağının arasına tüm gücüyle saplıyor kılıcını, tırnağının altından kanlar akıyor; diğer ayağıyla acı içinde tekmelerken Melikos'u metreler uzağa. Hassiktir.
Devamını izleyemeyecek durumdaydım, bulunduğum surun tam alt kısmına çarpan bir kaya ile yer parçalanmıştı sanki, deprem oluyordu. Asama yaslanamadan yerdeydim. Sura yaslanmış bir merdivenden üzerime bir ork atlarken hiç tanımadığım birisi tutuyor downvoterın kılıç tutan elini. Nickini okuyamıyorum pelerin taktığı için. Arkası dönükken turuncu kılıcını geçiriyor downvoterın karnına, apar topar yerden kalkarken yüzüne dönüp teşekküre fırsat ararken ettiği tek kelime ile pelerini çoktan gözden kayboluyor:
"Görükle..."
Vay orospu çocuğu. Demek sendin.
Savaş tüm kızgınlığıyla ilerlerken yerde yatan ImmortalThot, Melik0S'un yaptığı saldırıyla devin ellerinden kurtulmuş bile. Sur Kapısı devin çivili eldiveni ile dövülürken her darbede daha az sağlam duruyor, çöktü çökecek. Tek iyi haber, süvarilerin mancınıklara ulaşmış olması gibi görünse de, etrafa baktığımda etrafı sarılı corneliusun bağırarak baltasının birini maviyle boyalı bir komutana fırlatması ve yaralı u/pervane_pascha'nın tek eliyle tuttuğu kılıcıyla sırtını duvara yaslamak zorunda kalması iyi gözükmeyen manzaranın içerisinde küçük nüktelerdi sadece.
Kapı büyük bir zangırtıyla parçalanıp düştü.
İçeriye akın ediyordu downvoterlar, u/phalaknenin edit golemleri bile hepsine yetişemeyecek kadar yavaştı; kendisi de aralarına atlayıp ingiliz anahtarını bir onun bir diğerinin kafasına savurmaya başladı, fakat bu yegane bir çabaydı.
Kaybediyorduk.
******************************************************************************************************
"Lord Nerede!?"
Hustle'a bağırıyordum, savaşın başlama emrinden sonra gözden kaybolmuştu. Eğer Hot Posts da maviye bulanırsa kgbnin düştüğü anlamına gelirdi, en çok ihtiyaç olduğu zamanda neredeydi bu adam!
Derken kıyamet koptu.
"AÇILIN OROSPU ÇOCUKLARI!"
Lord daha önce hiç görmediğimiz bir yeşil savaş arabasının üzerinde kılıcını sallayarak bağırmaya başladı!
"KGB DEVAM EDECEK!"
Kalabalığın arasına düşmüş bir meteor gibi parçalıyordu downvoter birliklerini, kelleler kum torbaları gibi yere yığılıyordu kgbnin girişinde. Birliklerin etrafında daireler çiziyor, her dönüşünde çivili parlak savaş arabasını sürdüğü downvoterları buğday tanelerini öğüten buğday taneleri gibi üzerlerinden geçiyordu. BU ŞEY DE NEYİN NESİ!
Kıyamet makinesinin üzerinden atlayıp kılıcını sapladı göğsüne birinin, suratına yaklaşırken sözlerini fısıldıyordu:
"Reddite hoşgeldin, amk new'i!"
Koyu yeşil/siyah araba ise çıldırmışçasına dört dönüyor, biçiyor, üzerlerinden geçiyordu yoz downvoterların. Yükselen bir metal konserinin delirmiş ritmine kapılıyor savaş arabası. Beyaz asamı tuttum u/furkantopal'a, kan kokusunu andıran kara büyü ile kutsamamı okurken kana boyanmış yüzünü siliyor.
Çelik tutamaçlarındaki yazı parlıyordu arabanın savaşın ortasında: u/AutoModerator.
Maun tekerlekli kıyım makinesini arkasında bırakırken koşmaya başladı devin üzerine, sırtındaki kurt postu omuzuyla bütünleşmiş; koşarken ritmiyle kavruluyordu savaşın.
u/TigrisSs altındaki zemini bozdu devin, sarmaşıklar yetmiyordu ama bastığı yerin çamurdan bir bataklığa evrilmesiyle sarsıldı yerine sabitlenirken. u/Cathessisi gördüm lord yanından koşarak geçerken, planı o da anlamıştı. Devin üzerine koşarken rüzgar büyülerini lordu sarmak için kullandı, T4LK diz çöküp basamak oldu lord üzerine koşarken; dostunun sırtına sertçe basarak yükseldi güneşin önünü ay misali kapatan u/furkantopal! Devin omzuna sapladı kılıcını sabit durmaya çalışırken. Koşturmaya başladım ben de, tüm kalabalığın üzerine, u/YanikTheGent uzattığı eliyle atlamam bir oldu kara ata.
Yanımızdan u/csyeninden koşturuyordu boz süvari,
"Bir fikrim var!"
Göğüslüğünün arasına sıkıştırdığı bir urganın tek ucunu attı üzerimize, u/YanikTheGent bir eliyle sıkıca kavrıyordu dizginini atın, diğerinde ise ipin bir ucu vardı, iki yana ayrıldık ipi gererken.
Ayaklarının etrafında daireler çiziyordu iki at ipleri gererken, en son yere indik ve çekmeye başladık; u/KiracUzun ve u/csyeniden de çekiyordu. Üldürülen üniversite öğrencisi ise taştan zırhını yarıp deliyordu omzunu, sırtını fakat hala daha ayaktaydı. Dev bir beton heykeli iplerle devirmeye çalışan kişilerdik.
Ta ki bir alev sütunu bir mızrak gibi göğsüne çarpana kadar mark hizmetkarının. Bu Kürşat! Yüzünün kenarlarındaki kızıllıklar tüm vücudunu sarmış, sanki başka bir forma bürünmüştü savaş için. Geri adım atmaya çalışırken iplere takılan ayaklarını tüm gücümüzle asılıyorduk, belimdeki sorun bundan hiç memnun olmayacak!
Zangırtıyla düşerken u/furkantopal'ın atladığını gördüm kürşatın üzerine. Alevlere bürünmüş ileri gidiyorlar
u/corneliusvanbaerle yanındaki u/wingedhussar ile hala daha düşmemiş birer kale gibi, onları düşürebilecek tek şey sanırım u/wingedhussar'ın "Hiç ork siktin mi abi" tarzındaki soruları.
İlerlerken sayımızın azaldığını, fakat karşımızdakilerin hala daha taze kovandaki arılar kadar çok sayıda olduğu gerçeği yüzümüze çarparken duraksamadık bile. Epi topu 400 aktiftik o saatlerde. Kürşatın alevleri bir havai fişeğin yavaşça süzülen parçaları gibi ateşten bir iz bırakıyor, ölüme gidiyoruz.
Lord kılıcını havaya kaldırana kadar öyle sanıyorduk en azından.
"Bakıyorum da siz sadece sıradan postlarla gelmişsiniz, daha fazlasına ihtiyacımız var."
Textpost Çağrısı
Yerin altından çıkmaya başladı iskeletler, etraflarında kızıl savaş sisi; bunlar ghostlar!
DEMEK TÜM BUNLAR OLURKEN BURADAYDINIZ OROSPU ÇOCUKLARI!
"Biz porno izlemeye geldik knk nsfw yoksa geri dönücez furki"
Demek Lylo'nun ifşasından beri burada sessizce bekliyorlardı, inanılmaz.
Cesetlerin üzerinden zıplayan cüce cornelius u/phalakne'nin edit savaş arabalarından birine atlamış koşarken sırtında u/wingedhussar ile koşturan u/berdog'u gördüm, yanlarında u/s_v_m ise bir dver'ın gırtlağından çıkardığı kılıcı ile olayı kesiyordu; mezbahadan fırlamış gibiydi kanlara boyalı. u/s_v_m'nin çocuksu mutluluğu vardı bir yandan omuz omuza çarpışıyor oluşumuzun, yüzü gülüyordu.
"BANLATTIM OROSPU ÇOCUĞUNU! 22si düştü!" diye el sallıyordu bize,
Ve sırtına saplandı bir kör kılıç.
Sesi kesildi, gırtlağı kan doldu.
Nefesi yarım kaldı.
Gözleri kaburgalarını yırtan metalin acısıyla boyalı incileri andıran kızıl damarı kürelere dönüştü.
Arkasında duran orijinal içerik flairi koymuş bir reposter, başka gruplardan çaldığı post ile kgbnin etrafında dolanan bir celladın kılıcına sahipti. Kural 3 ile birlikte svmnin de zırhını parçalamıştı.
Gözleri kızıllıkta kayarken yere yığıldı erişkin hobbit.
Sol elindeki kılıcı yere düştü.
************************************************************************************************
Olduğum yerde kalakalmıştım u/s_v_m'nin düştüğünü görmemle, üzerine doğru koştururken bakışlarını üzerime dikmiş sahte orijinal içerik üreticisi, gözlerini bir an bile üzerimden ayırmadı. Sırtına u/hamhumsaralop atlayana kadar.
"Siz köylü orospu çocuklarını diri diri yakmak gerek" derken hançeriyle zıplayarak boğazını kesti düşmanın, fakat svmyi götürmemiz gerekiyordu.
u/karmamarma1'i gördüm sırtlanırken,
"onu u/idillogia'nın yanına götür!"
Işık mikroskobuyla günden güne yeni merhemlerin üzerinde çalışan mutfak robotu geldi aklıma sadece
Kürşat ile kalanları biçerken turuncuya boyadık kalan dvoter klanını, u/pervane_pascha'nın yanına ie u/ayseyz yetişmiş, küçük çaplı bir ok yağmuruyla kurtardığı ateş çemberinin ortasından omzuna girerek çıkartıyordu paşayı.
u/skyxco sırtındaki kgb bayrağı ile koşuyordu düşman birliklerinin üzerine, turuncu kılıcı ile bir an bile durmadı. Ayakta kalan son dvoterın ölümü de onun elinden oldu. John wick edasıyla yere tükürürken son gürültüyü kopardı:
"SAVAŞ BİZİMDİR!"
Sonrasında o da yorgunluktan yalpalayarak yere yığıldı. Haklıydı. Savaşı kazanmıştık. Artık bitmişti.
***********************************************************************************************
***********************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~Yolculuk Şarkısı~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
O günün şafağında işine 4 koldan sarılanları görürdünüz. Tüm amk n*wi cuceler sabah u/terstensaplayan123 nin attığı 144p nsfwler ile uyanır ve yabancı subredditlerden kaynak ve bilgi toplarlardı. Old flairine sahip bilge ırklar ise eski KGB postlarını reddite uploadlayarak hepimize gereken ruhu aşılamaktan sorumluydu. Kimileri fazla comment atardı, kimileri az. Bir tanesiyle ara ara yollarımız kesiştiğinden, commentlerine reply atarken de ayrı bir mutlu olurdum, u/TigrissSs (ismini bir türlü yazamamışımdır.) Her flair sahibine tutulmuş bir ayna gibiydi ayrıca, en yaygın "Kalktı" flairli genç hobbitler gerçekten de sabah erkenden kalkip, nsfw postları arasında en iyisine upvote atabilmek için grubun derinliklerine inerek New Posts'ta dahi arama yaparlardı.
u/skyxco ise katrana bulayıp tüğ dökerek siktiği annelerden bahsederdi hala daha chatroomda. Aramızda yeni yeni görmeye alıştığımız u/atakankolali ise muhabbet kuşu gibi tekrar ederdi konuşulanları, bir şeyi kaçırırsanız ondan dinlemeniz mümkündü. u/wingedhussar sorular sorar, u/YanikTheGent ile u/skyxco debelenirdi tavernanın ortasında. u/kralperxx ise hala daha u/okuryusuf'un peşinden gidip gerçek bir orospu çocuğu olmak için çabalıyor.
u/s_v_m'yi ise savaştan sonra revirde yatarken gördüğümü hatırlıyorum, fakat eminim ki onu kurtaran şifalı merhemler ve büyüler değil, irades... Büyük ihtimalle gruptakı %0.001lik östrojen seviyesi.
Surları onarıyordu u/cemceylan ve u/25122203 her sabah, gedikleri kapatmasında yardım ediyorlardı tüm kgb halkına. u/sunqfu çiziyordu destansı resimlerini kgb'nin hala. u/ministerblackveil ise kgb'nin kiliselerinde oturmuş, yaralı ruhunu sarıyor; sükunetle dinleniyor kayıp rüzgarların altında. u/pervane_pascha deri sandalyesinde mecmualarını okuyor, u/BraveShadow ve nicelerimiz koşturuyor kgb sokaklarında.
Savaştan sonra göremediğim tek kişi u/Cathessis. Son bir konuşmamız oldu:
"Nereye gidiyorsun?"
"Bu evrendeki tek kgb biz olabiliriz, ama başka yerler de var. Hala daha bir yerlerde direniyor kgbliler. Yalnız değiliz."
"..."
"Başka evrenlerde, başka kgbler var."
"Anlıyorum." dedim genç görünümlü büyücüye, onun da zamanı gelmişti demek. Anlıyorum.
***************************************************************************************************
Peki ben Saruman ne yapıyordum?
ZABUMAFU tam anlamıyla uyanmıştı. Kadimlerden eski bir zaman geliyordu, ve biz bunu yapmak zorundaydık. Seçilmiş olanların belirleneceği yegane yolculuk. 1 ay elimizden düşmeyen vişneli çizkeklerimize hakim olmak zorundaydık, yoksa detroit kurbağaları gibi dilleyen bir kadın gelecek ve bizi ele geçirecti. Vakit çüklerimizi cebimize sokup ilerleme vaktidir.
Beklenmeyen yolculuk başlamıştı...
*********************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************
Part3'ün sonundaki bu şiir ile çoktan anlatmış olduğum downvoter savaşına tanıklık ettiniz, güzel vakit geçirmenizi sağladıysam ne mutlu bana

Gün doğumunda, yükselen ağaçlara bakın!
Kamp kuran hobbitlere ve zambaklıgöle.
Teknelerin yanaştığı Taşkın Deniz'e veyahut
Olgunluktan yere düşen Turunç meyvelerine!
Onlar ki, dünün başyapıtlarıdır.

Gün batımında, yükselen mızrakları seyredin!
Kılıç kuşanan cüceleri veya yaprakhançerlerlileri.
Çelik seslerinin yükseldiği Günlimanı'nı ya da
Kanca gagalı Leşyiyicilerı!
Onlar ki, bugünün eserleridir.
KULAK VERİN!
YENİ GÜNÜN ŞAFAĞINA.

Yeni gün doğumunda, parçalanmış ağaçlara bakın.
Sönmüş kamp alevine ve kırmızı dolmuş zambaklıgöle.
Dibinde batıklarla Taşkın Deniz'e veyahut
Yere yığılmış körpe elf cesetlerine.
Onlar ki, dünün izleridir.

Yeni gün batımında, tekneler yaptığımız ağaç parçalarına bakın!
Küllerden merhem yapan elf kızlarına.
Batıklarda altın bulmuş heyecanlı hobbitlere veya
Elf kanıyla yeşermiş parlayan Ixora çiçeklerine!
Onlar ki, yarının umutlarıdır!
Kazandık.
******************************************************************************************
Amını dengesini siktimin manyağı, ne uzun yazmış yine aq
submitted by SikiTuttunSaruman to KGBTR [link] [comments]


2019.05.28 09:38 NewsJungle AP seçimlerinde aşırı sağ partilerin yükselişi Türkiye-AB ilişkilerini tehdit ediyor

Avrupa’daki geleneksel merkezci siyasi partiler için yapılan talihsiz bir gecede, aşırı sağ popülistler ve Yeşiller de dahil olmak üzere kuruluş karşıtı partiler, Avrupa Parlamentosu’ndaki pazar ve AB siyasetindeki etkinliklerini ve güçlerini artırmayı başardılar. Ancak uzmanlar, sonuçların sadece geleneksel partilerin talihsiz olduğu kadar Türkiye’nin de talihsiz olduğunu, aynı zamanda aşırı sağlığın güçlendirilmesinin ülkenin AB’yle ilişkilerinde ve katılım sürecinde olumsuz gelişmelere yol açabileceğini belirtti. Avrupa çapında yaklaşık 427 milyon seçmenin yaklaşık% 50.95'i, 23-26 Mayıs tarihleri ​​arasında 28 üye ülkede yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oylarını kullanmak için sandık başına gitti.
Seçimlerin erken sonuçları incelendiğinde, geleneksel, ana akım, merkezci siyasal partiler zayıfladı, Yeşiller ve aşırı sağ popülistler de dahil olmak üzere kuruluş karşıtı partiler parlamentodaki güçlerini ve etkinliklerini artırdı. Almanya merkezli yazar Aydın Enes Seydanlıoğlu, Daily Sabah gazetesine verdiği demeçte, "Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sonuçları, merkezci siyasi partilerin zayıflaması ve küçük tematik siyasi partilerin güçlenmesi son trendini ortaya koyuyor." Dedi. Fransa ve İtalya'da, avrupalı, aşırı sağ milliyetçi siyasi partiler sandıklara öncülük ederken, Nigel Farage liderliğindeki avrupalı ​​milliyetçi Brexit Partisi de İngiltere’deki oyların% 31.7’si ile açıkça zirvede.
İtalya'da aşırı sağ lig popüler oyların% 33,6'sını alırken, Fransa aşırı sağ Ulusal Rallisi de kendi ülkelerindeki anketlerde liderlik etmek için% 23,5 oy aldı.
Bu gelişmelerin altını çizen Seydanlıoğlu, Avrupa Parlamentosu'ndaki aşırı sağlığın güçlendirilmesinin, Türkiye’nin AB ilişkileri üzerinde olumsuz bir etkisi olacağını, çünkü bu tarafların daha sert bir yaklaşım izleyeceğini söyledi.
Çok haklı siyasi partiler ve gruplar, göç, çok kültürlülük ve Avrupa entegrasyonuna karşı düşmanlıklarıyla bilinmektedir. Bunlar aynı zamanda Türkiye'nin olası AB üyeliğinin sert muhalifleridir. Pek çoğu, Türkiye'nin üyelik başvurusunun kültürel ve dini kimliği nedeniyle yıllarca durduğuna inanıyor. Türkiye’nin tam üyelik başvurusunda bulunduğundan bu yana, büyük demokratik kusurları olan Doğu Avrupa’dan birçok ülke birliğe kabul edildi. Ayrıca, birçok AB üye ülkesindeki son "demokratik durgunluk", birliğin ilkeleri ve değerleri hakkında soruları tetikliyor.
Avrupa Komisyonu'nun başkanı olan Jean-Claude Juncker, 18 yıl boyunca başbakanlık yaptığı Lüksemburg'da oy kullanması üzerine yaptığı açıklamada, "Bazı marjinal partilerin bu gece daha az marjinal olacağını tahmin ediyorum." Dedi.
Anadolu Ajansı'na (AA) konuşan Nurşin Ateşoğlu Güney, Avrupa’da aşırı sağın yükselişinin Avrupa Parlamentosu seçimlerine yansıdığını söyledi. Saygıdeğer bir akademisyen, özellikle geleneksel Türk karşıtı duruşunu göz önünde bulundurarak meclisin artık Türkiye lehine hareket etmesini beklemenin gerçekçi olmayacağını da ekledi.
Güney, seçim sonuçlarının Avrupa'daki ana partilerin çok fazla acı çektiğini kanıtladığını ve bu eğilimin AB’nin ve kıtadaki çok kültürlülüğün temel ilkelerini tehdit ettiğini belirtti.
Aşırı sağ siyasi gruplar en yüksek oy oranlarına ulaşıyor
Avrupa Parlamentosu seçimlerinin son yirmi yılını analiz edersek, bağımsızlar hariç, çok sağa yakın, avrupalı, milliyetçi ideolojilere yakın siyasi gruplar, 1999'da 626 sandalyenin 16'sını, 2004'te 732 sandalyenin 37'sini, 2009'da 736 sandalyeyi 32 ve 2014 yılında 766 sandalyenin 31'i.
Öte yandan, aşırı sağ ve milliyetçi ideolojiler ile ilgili iki siyasi grup, yani ENF ve EFDD, 751 sandalyeden 112 sandalye kazanmıştır. Bu rakamlar, aşırı sağ ideolojilerin Avrupa'da 1990'ların sonlarından bu yana düzenli olarak arttığını ve bu son seçimlerde zirveye ulaştığını göstermektedir.
Fransa ve İtalya gibi ülkelerden popülist ve aşırı sağ partileri birleştiren Milletler Avrupa ve Özgürlük Grubu, mecliste sandalyelerini 40'dan 58'e çıkardılar.
Brexit Partisi'ne ev sahipliği yapan Avrupalı ​​bir diğer popülist grup olan Özgürlük Avrupa ve Doğrudan Demokrasi, 2014 seçimlerine kıyasla sekiz sandalyelik bir artışla 56 sandalye aldı.
İlk raporlar, İtalya'nın Matteo Salvini ve Marine Le Pen'in, Farage'nin Brexit Partisi'nin katılımıyla birleşik bir aşırı sağ grubu oluşturmayı amaçladıklarını gösteriyor.
Salvini ve Le Pen şu anda parlamentoda çok sağ grubun, Özgürlük ve Milletler Avrupası çatısı altında birlikte hareket ediyorlar. Öte yandan, Farage şu anda Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi Avrupa'sına öncülük ediyor.
Milano'da konuşan Salvini, "Yeni bir Avrupa doğdu. Birliğin bu yeni Avrupa Rönesansına katılmasıyla gurur duyuyorum." Dedi.
Salvini, "İtalya’daki ilk parti değil, aynı zamanda Marine Le Pen Fransa’daki ilk parti değil, Fransa’daki ilk parti Nigel Farage’nin İngiltere’deki ilk parti olduğu da belirlendi." Farage’ın çok sağ gruba katılması için.
Brexit Partisi, Angela Merkel'in merkez sağ CDU / CSU ittifakıyla parlamentodaki en büyük iki partiden biri. Resmi olmayan sonuçlara göre her ikisi de 29 sandalyeye sahip.
Brexit referandum kampanyasında, AB’yi terk etmek için kampanya yapan grup, Türk karşıtı sloganları yabancı düşmanlığına oy vermek için kullandı. "İzin" kampanyası, İngiltere’nin bir üye devlet olarak kalması ve Türkiye'nin bloğa üye olması durumunda, "80 milyon Türk’ün İngiltere’ye geleceğini" açıkça saçmaladı. İngiltere’deki kampanya ve reklam gözetmenleri tarafından tehdit edilmeyen yanıltıcı bir slogandı.
Salvini'nin en sağ Ligi 28 sandalyeye sahipken, Marine Le Pen'in Ulusal Rallisi 22 sandalyeye sahip. Partilerini çatı altında daha büyük bir sağ - sağ ittifakla birleştirebilirlerse, parlamentodaki ve AB politikalarındaki etkinliklerini radikal bir şekilde artıracaklar. Nisan ayında Salvini, Avrupa Parlamentosu içinde geniş bir siyasi ittifak kurma konusunu görüşmek üzere Milano'da Avrupalı ​​milliyetçi ve aşırı sağ partilerin üyelerine ev sahipliği yaptı. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği konusunu ele alan Salvini, askıya alınan Türkiye ile görüşmelerinin iptal edilmesi gerektiğini söyledi. Salvini, Türkiye'nin Avrupa'da İslami bir etki olacağına inandığını ve ülkenin kültürel olarak çok farklı olduğunu söyledi. Salvini ayrıca, eğer yeni grup Avrupa Parlamentosu’nda çoğunluğu kazanırsa, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini iptal edeceğini de taahhüt etti. Salvini, "AB, Türkiye'ye milyarlarca Euro verirken, Macaristan ve Polonya'ya karşı yaptırımları seçmeyi seçti. Katılım yolunun askıya alınmaması, bunun yerine kesin olarak iptal edilmesi gerekiyor." Dedi.
Türkiye siyasetinde ve uluslararası ilişkilerde akademik bir uzman olan Valeria Giannotta, Salvini'nin Türkiye'nin AB'ye katılım sürecini hedefleyen konuşmalarını ve söylemine de dikkat çekti ve Salvini'nin ve diğer haklı liderlerin Türkiye'ye karşı açık bir duruşu olduğunu söyledi.
Salvini, ilk konuşmasında Türkiye'nin kültürel farklılıklarının altını çizerek "Avrupa ile ilgisi olmadığını" söyledi. Giannotta’ya göre, bu tür bir söylem, AB’nin kimliğe dayalı tutumunun ve Hıristiyanlığa dayanan kökenlerinin altını çiziyor.
Avrupa Parlamentosu'nda aşırı sağın yükselen temsilinin olası etkisini analiz ederek, söylemin değişeceğini söyledi ve "Retorik Türkiye'ye ve Müslüman ülkelere karşı daha aşırı olacak" dedi.
Yeşillerin başarısı da türkiyenin AB üyeliğine zarar veriyor
Bu arada, Merkel'in merkez sağ CDU / CSU ittifakı, anketlerin Almanya 'da% 28.7 oy almasına neden oldu. Bununla birlikte, bu sözde zafer Almanya'daki merkez sağ için bir yenilgiyi temsil ediyor, çünkü oy payları 2014 seçimlerinde elde ettiklerinden% 8 daha az.
Yeşiller, Almanya'daki bu seçimin en büyük kazananı oldu ve oy oranlarını 2014 yılına kıyasla neredeyse iki katına çıkararak oyların% 20'sinden fazlasını aldı.
Seydanlıoğlu, Almanya'daki Yeşillerin başarısının Türkiye için olumsuz bir gelişme olarak algılanabileceğini söyledi.
Yeşillerin genellikle olumsuz tutumlarıyla bilindiğini vurguladı. “Türkiye'ye karşı olumsuz tutumlarıyla tanınan Yeşiller ve aşırı sağ partiler, Türkiye'yi AB ile ilişkiler açısından zorlayan bir konumda olacaklar” dedi.
Ayrıca, geleneksel ana partilerin Almanya'daki oy kaybına uğraması, bu partilerin söylemlerini en sağdaki ideolojilere daha yakın bir konuma dönüştürecek, Seydanlıoğlu'na yorum yaparak, bu eğilimin Türkiye'nin hoşlanmasına yol açabileceğini ekledi. Seydanlıoğlu, "Mülteci karşıtı hareket, tüm Avrupa'da adım adım kurumsallaşma eğiliminden geçebilir ve Avrupa'da yaşayan Türk diasporası olumsuz yönde etkilenebilir," dedi.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


ÖLDÜRÜCÜ ARMAĞAN: İNSAN VARLIĞI (hastalıkların gözünden hastalıklar) Atatürk Anlatıyor - Korsanların Tayyip Erdoğan'dan Talebi ... Mustafa Cengiz: “Bize ve Diğer Kulüplere İftira Atanlar, Kripto Örgütçüdür” ERDOĞAN Şehir Üniversitesi Üzerinden Davutoğlu,Ali Babacan Ve Mehmet Şimşek’e Dolandırıcı bunlar... 11.Sınıf Türk Edebiyatı 1.Dönem 2.Yazılı Soruları Ve ... Hakan Aksay sordu, Serhat Güvenç yanıtladı AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kaya

Bu ya da şu: Denemeniz gereken komik ve çılgın sorular!

  1. ÖLDÜRÜCÜ ARMAĞAN: İNSAN VARLIĞI (hastalıkların gözünden hastalıklar)
  2. Atatürk Anlatıyor - Korsanların Tayyip Erdoğan'dan Talebi ...
  3. Mustafa Cengiz: “Bize ve Diğer Kulüplere İftira Atanlar, Kripto Örgütçüdür”
  4. ERDOĞAN Şehir Üniversitesi Üzerinden Davutoğlu,Ali Babacan Ve Mehmet Şimşek’e Dolandırıcı bunlar...
  5. 11.Sınıf Türk Edebiyatı 1.Dönem 2.Yazılı Soruları Ve ...
  6. Hakan Aksay sordu, Serhat Güvenç yanıtladı
  7. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kaya

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ I. DÖNEM II. YAZILI SINAVI SORULARI VE CEVAPLARI 1. Tanzimat tiyatrosunun genel özellikleri nelerdir? Yazınız (5 madde) CEVAP: ... Galatasaray’a karşı malum terör örgütüyle birlikte adlandıranlar bizzat kendileri o terör örgütünün eski ya da kripto mensubudur. Bunu söylüyorum. Bu propagandanın etkisinde ... Tabii Halk Bankasına ödemelerini yapmayınca, banka da bu defa kendilerini sürekli olarak uyarıyor. Şu anda Halk Bankasına olan borçları aklımda kaldığı kadarıyla 417 milyon noktasında. Kadir Has Üniversitesi'nden Profesör Serhat Güvenç, Hakan Aksay'ın Gün Olur video söyleşi programında Suriye'deki gelişmelerle ilgili soruları yanıtladı. Ame... AK Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erol Kaya, 'Bu teröristlere de şu ya da bu şekilde, ister kamu kaynaklarıyla, ister belediye olarak, ister siyasi olarak ... This video is unavailable. Watch Queue Queue. Watch Queue Queue Kimse dünyaya şu ya da bu şekilde giyinmeye ya da davranmaya yazgılı olarak gelmez; her birimiz kendimizi bilinçli bir şekilde oluştururuz. Ben Salim Ekeman; Bu kanal, yukarıda sayılan ...